Adalet…
Bir devletin milletine verdiği en büyük sözdür.
Çünkü vatandaş için mesele sadece mahkeme kapısı değildir.
Mesele;hakkını ararken devlete güvenebilmesidir.
İşte bu yüzden son dönemde adalet sisteminde atılan yapısal adımları dikkatle takip etmek gerekiyor.
Özellikle Adalet Bakanı Akın Gürlek’in göreve gelmesinden sonra verilen mesajlar, yargının hızlandırılması ve uygulamadaki sorunların çözümüne yönelik iradenin daha güçlü hissedildiğini gösteriyor.
Çünkü sistemin içinden gelen bir ismin adalet mekanizmasının hangi noktalarında aksama yaşandığını daha iyi bilmesi önemlidir.
Dosya yoğunluğunu bilen…
Mahkeme koridorlarını bilen…
Vatandaşın nerede yorulduğunu bilen…
Bilirkişi sistemindeki tartışmaları bilen…
Uzayan davaların toplumda nasıl bir güvensizlik oluşturduğunu görebilen bir bakış açısı…
Bunlar küçümsenecek şeyler değildir.
Son dönemde özellikle e-duruşma uygulamalarının genişletilmesi, dijitalleşme adımları, yeni mahkemelerin kurulması, hedef süre uygulamaları ve yapay zekâ destekli bazı altyapı çalışmalarının konuşuluyor olması önemli gelişmelerdir.
Çünkü artık dünya değişti.
Suç değişti.
Delil değişti.
Bir dosya artık sadece birkaç ifade tutanağından ibaret değil.
Telefon kayıtları…
Kamera sistemleri…
Dijital hareketler…
HTS verileri…
Banka akışları…
Sosyal medya incelemeleri…
Teknik analizler…
Bütün bunlar artık soruşturmanın merkezine oturmuş durumda.
Bu yüzden faili meçhul dosyalar konusunda dijital kapasitenin artırılması ve eski dosyaların yeniden değerlendirilmesi yönündeki yaklaşım da toplum vicdanı açısından önemlidir.
Çünkü bazı dosyalar sadece hukuk dosyası değildir.
Milletin vicdanında kapanmamış yaradır.
Devletin büyüklüğü de burada belli olur.
Unutmayan devlet olmak…
Takip eden devlet olmak…
Gerçeğin peşinden gitmeye devam eden devlet olmak…
İşte güven burada oluşur.
Aile hukukuna ilişkin son dönemde konuşulan düzenlemeler de toplumun uzun süredir tartıştığı bazı başlıkların artık daha dikkatli ele alınmaya başlandığını gösteriyor.
Özellikle nafaka ve velayet gibi meselelerde hem mağduriyet oluşturmayan hem de hakkaniyet duygusunu koruyan daha dengeli bir yaklaşım beklentisi toplumda giderek daha fazla konuşuluyor.
Çünkü hukuk sistemi yalnızca bir tarafı değil, adalet duygusunu bütünüyle korumak zorundadır.
Bunun yanında özellikle arazi, tapu ve miras anlaşmazlıkları gibi yıllarca sürebilen hukuk davalarının daha hızlı çözülebilmesine yönelik arayışları da değerli buluyorum.
Çünkü bazen yıllarca süren bir miras davası sadece hukuki mesele olmaktan çıkıyor.
Aileleri yoruyor…
Kardeşleri karşı karşıya getiriyor…
Toprakları âtıl bırakıyor…
İnsanların devlete olan güvenini zedeliyor.
Bu nedenle hukuk mahkemelerinde daha sistemli, daha standart ve daha hızlı karar süreçlerinin güçlendirilmesi önemli bir ihtiyaç haline gelmiş durumda.
Ancak bütün bu olumlu gelişmelerin yanında sahada çözülmesi gereken ciddi meseleler de vardır.
Bunların başında da bilirkişilik sistemi geliyor.
Bugün birçok teknik dosyada bilirkişi raporu neredeyse davanın kaderini belirleyecek seviyeye gelmiş durumda.
Bu normaldir.
Çünkü teknik dosyalarda uzman görüşü gereklidir.
Fakat bazı raporlar toplumdaki güven duygusunu zedeliyor.
Aynı olay için farklı bilirkişilerden tamamen farklı sonuçlar çıkabiliyor.
Bir raporda tali kusurlu görülen kişi başka bir raporda asli kusurlu olabiliyor.
Bir dosyada yetki alanı dışında değerlendirilen kişi başka dosyada doğrudan sorumlu gösterilebiliyor.
İşte vatandaşın zihnindeki soru işaretleri tam burada başlıyor.
Elbette bu sistemin içinde gerçekten büyük emek veren, dosyayı teknik olarak inceleyen ve vicdanıyla rapor hazırlayan çok kıymetli bilirkişiler var.
Onların hakkını teslim etmek gerekir.
Ancak bazı kötü örnekler bütün sisteme zarar veriyor.
Kopyala-yapıştır raporlar…
Dosyanın ruhuna inmeden yapılan değerlendirmeler…
Fiili sorumluluğu tam analiz etmeden dağıtılan kusurlar…
Özellikle iş kazası dosyalarında bu eleştiriler daha yoğun hissediliyor.
Çünkü modern üretim tesisleri artık çok karmaşık yapılara sahip.
Alt işveren var…
Taşeron var…
Yetki devri var…
Saha organizasyonu var…
Teknik sorumluluk ayrımları var…
Ancak bazen bütün bu yapı yeterince incelenmeden kusur değerlendirmeleri yapılabildiğine yönelik ciddi eleştiriler bulunuyor.
Oysa hukukta temel prensip nettir:
Kusur şahsidir.
Yetkinin olmadığı yerde sorumluluk da doğru analiz edilmelidir.
Bir başka önemli mesele ise bazı hukuki mekanizmaların kötüye kullanımı tartışmalarıdır.
Koruma kararları…
Tedbir uygulamaları…
Şikayet mekanizmaları…
Bunlar gerçek mağdurlar için hayati öneme sahiptir.
Ancak sistemin kötüye kullanımına da izin verilmemelidir.
Çünkü hukuk intikam aracına dönüşürse zarar görür.
Gerçek mağdur korunamaz hale gelirse yine hukuk zarar görür.
İşte tam bu noktada başlayan reform iradesinin devam etmesi gerekiyor.
Çünkü Türkiye artık daha hızlı işleyen…
Daha teknik çalışan…
Daha güven veren…
Ve vatandaşın adalete daha kolay ulaşabildiği bir sisteme ihtiyaç duyuyor.
Bugün atılan adımlar önemlidir.
Ama toplumun asıl beklentisi şudur:
Geç gelen değil…
Güven veren adalet.












