Bazı eksikler vardır, adını koyamazsın. Anlatamazsın. Tarif edemezsin. Sadece içinin bir yerinde durur ve ara ara sızlar. Baba yokluğu da öyledir. Bir boşluk değil sadece; insanın içinden alınmış bir parça gibidir. Yerinde bir şey yoktur ama izi hep oradadır.
Baba gidince ev değişir. Aynı evdir belki ama aynı yuva değildir artık. Kapı aynı kapıdır ama daha ağır kapanır. Duvarlar daha sessiz, geceler daha uzundur. İnsan ilk başta anlamaz bunu. Günler geçer, hayat devam eder sanır. Ta ki bir gün, hiç beklemediği bir anda, “baba” kelimesi kalbine çarpana kadar…
Baba hayattayken fark etmezsin varlığını. Hep oradadır çünkü. Düşünmezsin. Güvende hissedersin ama nedenini sorgulamazsın. O gidince anlarsın: Meğer insanın sırtını dayadığı görünmez bir dağ varmış. O dağ gidince, rüzgâr bile sert eser.
Büyürsün. Mecburen. Güçlü olmayı öğrenirsin. Kimseye belli etmezsin. “İyiyim” dersin, “alıştım” dersin. Ama geceler yalanı sevmez. Herkes uyuduğunda, sessizlik çöktüğünde, içindeki çocuk ortaya çıkar. Bir nasihat ister, bir omuz, bir “korkma” sesi… Bulamaz. İşte o an anlar insan: Kaç yaşında olursa olsun, babasızlık hep çocuk bırakır.
Bayramlar gelir. Herkes neşelidir. Sen de gülümsersin. Ama içten içe bir şey eksiktir. Sofrada bir sandalye vardır, kimseye ait değildir ama herkes bilir kime ait olduğunu. Kimse oturmaz oraya. Çünkü bazı yokluklar, varlığından bile daha ağırdır.
İnsan en çok da soramamakta zorlanır. “Ne yapayım baba?” diyememekte. Hayat önüne zor bir yol koyduğunda, telefonuna uzanıp arayamamakta… İşte o zaman anlar insan, baba sadece sevgi değilmiş; akılmış, yolmuş, pusulaymış.
Keşkeler gelir ardından. Çok gelir. Keşke bir gün daha. Keşke bir sarılma daha. Keşke son konuşmada sesim titremeseydi. Keşkeler, baba özleminin susmayan cümleleridir. Ama ne yaparsan yap, bazı cümleler yarım kalır.
Yine de… Baba tamamen gitmez. Bir bakışta yaşar. Bir duruşta. Bir doğru kararda. Bazen aynaya bakarsın, onu görür gibi olursun. Bazen kendi ses tonunda yakalarsın onu. İşte o an anlarsın: Baba mezarda değildir sadece. Baba, insanın vicdanında yaşar.
Bu yazı, babasını kaybedip de hâlâ “iyiyim” demeye çalışanlara…
Kalabalıklar içinde sessizce özleyenlere…
Güçlü görünürken içi paramparça olanlara…
Rahmetle, minnetle, hasretle…
İyi ki vardın baba.
Hâlâ varsın.












