Bazen insan kendini kalabalığın ortasında yapayalnız hisseder.
Sanki herkes aynı renge boyanmış, aynı ritimde yürüyor,
aynı kelimeleri söyleyip aynı duyguları taşıyordur.
Sen ise o grubun içinde farklı bir tonda duruyorsundur.
İşte o zaman gelir o meşhur soru:
“Herkes beyaz, bir ben mi karayım?”
Bu soru aslında bir şikâyet değil;
bir iç çekiş, bir farkındalık anı,
hatta bazen bir isyandır.
Farklı olmanın ağırlığını omuzlarımızda taşırken,
bir yandan da bu farklılığın bizi nereye götürdüğünü düşünürüz.
Çünkü toplumun beklentileri bellidir:
Uyum sağla, sıradan ol,
ses çıkarmadan devam et.
Ama ya içimizdeki ses,
kalabalığın sesinden daha yüksekse?
Farklı Olmanın Sessiz Bedeli
Çoğu insan görünmez bir kalıba sığmak için uğraşır.
“Ben de onlar gibiyim” diyebilmek içindir tüm çaba.
Oysa aslında hepimiz az çok birbirimizden farklıyız.
Ama bazıları bu farklılığı daha derinden hisseder.
Kendini anlatırken, anlaşılmadığını fark eder;
gülüşü bile ayrı bir hikâye anlatır.
İşte o zaman siyah ile beyaz arasındaki
o sembolik ayrım çıkar karşımıza.
Bir tarafın içinde kaybolmak kolaydır,
çünkü çoğunluğun güveni sarar insanı.
Ama diğer taraf,
yani kendi renginle durmak,
cesaret ister.
Siyah Olmak Bir Eksiklik Değil, Bir Durustuk Hâlidir
Kim demiş beyaz olan hep doğru diye?
Kim demiş siyah olmak karanlık demek diye?
Bazen siyah, gerçeği gösterir;
beyaz, sadece üzerini örter.
Bazen siyah, susulması gereken yerde konuşmaktır.
Bazen siyah, herkesin alkışladığını sorgulamaktır.
Belki de mesele renklerde değil,
insanın kendi rengini kabul etmesindedir.
Çünkü en büyük yorgunluk,
başkalarının istediği gibi görünmeye çalışmaktan gelir.
Toplum Aynı Olana Övgü Yazar,
Farklı Olana Tarih
Bugün dönüp baktığımızda
iz bırakanların hiçbiri
“beyazın içinde beyaz” olmamıştır.
Kendi rengini savunan,
inandığı gibi yaşayan,
çoğunluğun aksine kendi yolundan gidenlerdir
hatırladıklarımız.
Çünkü farklılık bazen yalnızlığa sürükler,
ama aynı zamanda özgürlüğün de kapısını aralar.
Rengini Koru
Evet, bazen herkes beyaz görünür
ve sen kendini kara hissedersin.
Ama unutma:
O “kara” dediğin aslında
senin özgünlüğün,
senin sesin,
senin hikâyendir.
Farklı olmak yük değil;
doğru taşıdığında bir duruştur.
Belki de soru şudur:
“Herkes beyaz olmak zorunda mı?
Yoksa ben kendi rengimde parlamaya devam mı etmeliyim?”
Cevabı içimizde saklı:
Rengin neyse, odur seni sen yapan.












