Üniversiteler yalnızca diploma alınan kurumlar değildir. Onlar aynı zamanda fikirlerin, hayallerin, sorgulamaların ve farklı bakış açılarının buluştuğu yaşam alanlarıdır. Bazen bir ders anlatır, bazen bir kitap düşündürür, bazen de bir söyleşi insanın zihninde yeni pencereler açar.
Geçtiğimiz günlerdeOndokuz Mayıs Üniversitesi bünyesinde düzenlenen bir söyleşide, tiyatro dünyasının iki değerli ismi Hakan Bilgin ve YosiMizrahi öğrencilerle bir araya geldi. Sahnenin tozunu yutmuş, sanatın içinde yıllar geçirmiş bu isimler yalnızca kariyer hikâyelerini değil; hayatın içinden süzülen tecrübelerini, mücadelelerini ve gençlere dair tavsiyelerini paylaştılar.
Aslında böyle buluşmalar, ekranda gördüğümüz kişilerin ötesine geçebilmek için önemli fırsatlardır. Çünkü bir sanatçıyı yalnızca oynadığı rolle tanımak başka, onun düşünce dünyasını, hayata bakışını ve yaşanmışlıklarını doğrudan dinlemek bambaşkadır. Bir cümlesi insana yön verebilir, bir anısı bakış açısını değiştirebilir.
Fakat dikkat çeken başka bir detay vardı: Salon tam dolu değildi.
İnsan ister istemez düşünüyor… Eğer aynı kampüse çok popüler bir sosyal medya fenomeni ya da güncel bir dijital isim gelseydi, acaba aynı salon yetecek miydi? Muhtemelen hayır. Daha kalabalık, daha hareketli ve daha yoğun bir ilgi olurdu.
Peki neden?
Çünkü çağımız, görünürlüğü çoğu zaman değerin önüne koyuyor. Kimin ne anlattığından çok, kimin daha fazla konuşulduğu önem kazanıyor. Takipçi sayıları, izlenme oranları, gündemde kalma süreleri; insanları etkileme ölçütü hâline geliyor. Böyle olunca gençlik de çoğu zaman farkında olmadan “popüler olan” ile “besleyici olan” arasındaki farkı kaçırabiliyor.
Oysa her kalabalık, içerik anlamına gelmez. Her çok izlenen, çok şey kazandırmaz.
Bir fenomen size birkaç saat eğlence sunabilir; ama bir sanatçı, bir akademisyen, bir düşünce insanı bazen size yıllarca taşıyacağınız bir bakış açısı bırakabilir.
Belki de mesele salonun kaç kişiyle dolduğu değil; o salondan kaç kişinin düşünerek çıktığıdır. Çünkü bazen az sayıda insanın katıldığı bir etkinlik, büyük kalabalıkların toplandığı organizasyonlardan daha derin iz bırakabilir.
Bugün gençlik yalnızca tüketen değil, seçen bir bilinç geliştirmek zorunda. Kime kulak verdiğimiz, kimi izlediğimiz, neye zaman ayırdığımız aslında kim olduğumuzu ve kim olacağımızı da belirliyor. İnsan, zamanını verdiği şeyin öğrencisi olur.
Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz gerçekten bize bir şey katan insanları mı takip ediyoruz, yoksa yalnızca herkesin baktığı yöne mi bakıyoruz?
Salonların doluluğu bazen toplumun önceliklerini gösterir. Ne yazık ki bugün görünür olanın sesi daha yüksek çıkıyor. Ama unutulmamalıdır ki insanı büyüten şey yalnızca eğlenmek değil; düşünmek, dinlemek, anlamak ve kendine yeni pencereler açmaktır.
Belki salon tam dolmadı… Ama umarım oradan çıkan birkaç genç, zihninde yeni bir perde aralamıştır. Çünkü bazen bir salon değil, bir fikir dolduğunda değişim başlar.
Birlikte, “sen-ben” demeden… Sevgiyle, saygıyla, farkındalıkla…