Merhaba kıymetli okuyucularım:
Dünya Kupası öncesi yine aynı heyecanı yaşıyoruz. Ay yıldızlı formayı gördüğümüzde içimiz kıpır kıpır oluyor, umutlarımız büyüyor. Çünkü biz futbolu sadece bir oyun olarak görmeyen bir milletiz. Sevinince hep birlikte sevinen, üzülünce hep birlikte kahrolan bir toplumuz.
Ancak burada önemli bir ayrım var.
Biz coşkuyu seven bir milletiz ama zaman zaman coşkuyla beklentiyi birbirine karıştırıyoruz. Bir galibiyetten sonra göklere çıkarıyor, bir mağlubiyetten sonra yerin dibine sokabiliyoruz. Oysa başarı da başarısızlık da sporun doğal bir parçasıdır.
Bugün A Milli Takımımızın önünde yeni bir Dünya Kupası yolculuğu var. Avustralya, Paraguay ve ABD karşılaşmalarıyla başlayacak bu serüvende elbette gönlümüzden geçen en güzel sonuçları almak. Fakat daha önemlisi, sahada mücadele eden, vazgeçmeyen, karakter ortaya koyan bir takım görebilmektir.
2002 Dünya Kupası'nı hatırlayalım.
O günlerde kimse Türkiye'nin dünya üçüncüsü olacağını düşünmüyordu. Gazeteler şampiyonluk manşetleri atmıyor, insanlar final hesapları yapmıyordu. Ama maç maç ilerleyen, mücadele ettikçe büyüyen, kazandıkça inanan bir takım vardı. Başarı beklentinin değil, emeğin ve birlikteliğin sonucunda geldi.
Bugün de aynı gerçeği unutmamalıyız.
Milli takımımız artık duygularla hareket eden değil, ayakları yere daha sağlam basan bir yapıya sahip olmaya çalışıyor. Kazandığında rehavete kapılmayan, kaybettiğinde dağılmayan bir anlayış gelişiyor. Asıl güç de burada yatıyor.
Millet olarak bizim de yapmamız gereken budur.
Şişirilen bir balon gibi yükselip en ufak darbede sönmek yerine, kökü sağlam bir çınar gibi durabilmek... Bir maçla kahraman, bir maçla hain ilan etmemek... Eleştiriyi yıkmak için değil, geliştirmek için yapmak...
Çünkü gerçek taraftarlık sadece alkışlamak değil, zor günde de yanında durabilmektir.
Dünya Kupası uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta galibiyetler de olacaktır, zor anlar da... Önemli olan sonuçtan önce mücadele ruhunu kaybetmemektir.
Ay yıldızlı formanın değeri sadece kazandığı kupalarla ölçülmez. O forma; milyonların umudunu, duasını ve ortak heyecanını taşır.
Bu nedenle kupa başlamadan önce hepimize düşen görev; beklentileri büyütmekten çok, inancı büyütmektir.
Çünkü bazen kupaları yıldızlar değil, yüreğini ortaya koyanlar kazanır.
Haydi Türkiye...
Balon değil, yürek olalım.
Sonuç ne olursa olsun, mücadeleden vazgeçmeyelim.
Kazım İlhan
Sosyolog ve Aile Danışmanı












