TOPLUMUN NEFESİ
Kendimize Dışarıdan Bakabilmek
Merhaba kıymetli okuyucularım;
Bazen bir toplumu en iyi, o toplumun tam içinde yaşayanlar değil; ona dışarıdan bakıp anlamaya çalışanlar anlatır. Çünkü içeride olan, alıştığı birçok şeyi artık fark etmez. Dışarıdan gelen ise şaşırır, sorgular, güler ve düşündürür.
Geçtiğimiz günlerde izlediğim bir sohbet programında; farklı kıtalardan gelen üç insanın Türk kültürü üzerine yaptığı samimi değerlendirmeler dikkatimi çekti. Bir Amerikalı, bir Japon ve bir Senegalli aynı masada Türk aile yapısını, akrabalık ilişkilerini, deyimleri ve günlük yaşam alışkanlıklarımızı konuşuyordu.
İlk bakışta sadece eğlenceli bir sohbet gibi görünse de aslında bize kendimizi dışarıdan görme fırsatı sunuyordu.
Bizim için sıradan olan pek çok şey, başkaları için oldukça şaşırtıcı olabiliyor. Örneğin; “görümce, baldız, enişte, bacanak, kaynana” gibi akrabalık kavramlarımız başka kültürlerde çoğu zaman tek bir kelimeyle ifade edilirken, bizde her ilişkinin ayrı bir karşılığı var. Çünkü biz sadece bireylerden oluşan bir toplum değiliz; aileler, akrabalar ve sosyal bağlar üzerinden yaşayan bir kültürüz.
Dilimiz de bunun aynasıdır.
Bir toplumun kelime zenginliği, aslında önem verdiği alanların da göstergesidir. Bizim dilimizde akrabalık ilişkilerinin bu kadar detaylı olması, aile kavramının hayatımızdaki yerini açıkça ortaya koyuyor.
Ancak mesele sadece kelimeler değil.
Sohbet sırasında aile bağlılığı, annelerin çocuklar üzerindeki etkisi, “ana kuzusu” kavramı ve bireyselleşme gibi konular da mizahi bir dille ele alındı. İzlerken güldük belki; ama bir yandan da düşündük. Çünkü mizah çoğu zaman gerçeğin en sade anlatım biçimidir.
Kendimize gülebilmek, aslında kendimizi tanımaya başlamaktır.
Bir başka dikkat çekici nokta ise yorumlarda öne çıkan ortak duyguydu: samimiyet.
Farklı ülkelerden gelen insanların Türkçe konuşması, kültürümüzü anlamaya çalışması ve bunu küçümsemeden, yargılamadan, mizahla harmanlayarak paylaşması izleyenlerde güçlü bir aidiyet hissi oluşturmuştu. İnsanlar milliyetlerden çok, niyete ve samimiyete bağ kuruyordu.
Belki de bugün dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur.
Aynı dili konuşmak değil; birbirini anlamaya çalışmak.
Aynı kültürden olmak değil; farklılıkları saygıyla dinleyebilmek.
Aynı coğrafyada doğmak değil; ortak bir insanlık paydasında buluşabilmek.
Teknoloji dünyayı küçülttü; fakat insanı insana yakınlaştıran hâlâ aynı değerlerdir: merak, saygı, mizah ve samimiyet.
Belki de bize düşen, kendimizi sürekli anlatmaya çalışmak yerine zaman zaman dışarıdan gelen gözlere de kulak vermektir.
Çünkü bazen insan, kendini en net aynada değil; başka birinin şaşkınlığında görür.
Belki de artık biraz daha ayrışmaya değil, biraz daha x ihtiyacımız var.
Hoşça kalın.
Toplumun Nefesi
Kazım İlhan
Sosyolog ve Aile Danışmanı












