Milli Teknoloji Hedefimizin gerçekleştirilmesi adına; bölgesinde ve dünyada lider bir konuma yükselen Türkiye ekseninde, özlenen Yeni Nesil Üniversite kimliğine sahip kurumlar oluşturabilmek amacıyla Temel Bilimler ve Mühendislik eğitiminin önemine yer verdiğimiz bu yazı, son yıllarda sanki gereksiz ilimler olarak görülen, kontenjanları azaltılan ve tercih oranları düşen bölümler konusunda izlenen yanlış stratejileri ortaya koymak açısından son derece önem taşımaktadır.
TÜİK verilerine göre, Türkiye’de STEM (fen, teknoloji, mühendislik, matematik) alanlarında verilen lisans derecelerinin tüm üniversite derecelerine oranı % 19’un altında kalmaktadır. Almanya, Güney Kore ve Hindistan gibi teknoloji lideri ülkelerde bu oran % 30’un üzerindedir.
Aslında temel bilimler — matematik, fizik, kimya ve biyoloji — evrenin işleyişini anlama çabasıdır. Bu eğitim, özünde bir düşünme biçimi kazandırma sürecidir. Söz konusu eğitim sayesinde birey, “neden” ve “nasıl” sorularını sormayı, ardından analitik düşünme aracılığıyla karmaşık problemleri küçük parçalara ayırıp analiz etmeyi öğrenir. Böylece kişi; problem çözme ve sorgulama yapabilme yeteneğini kazanır. Mühendislik ve diğer disiplinler ise bu kazanımları kullanarak somut çözümler üretme sanatıdır. Başka bir deyişle mühendislik, temel bilimlerin uygulamalı halidir. Eğer temel bilimler bir binanın temeli ise, mühendislik o temelin üzerine yükselen katlardır.
Bu nedenle iyi mühendisler yetiştirebilmek için temel bilimler eğitimi kritik bir önem taşımakta ve mühendislik eğitiminin kalitesi üzerinde derin izler bırakmaktadır. Sağlam bir temel bilimler eğitimi almamış bir mühendis; yalnızca var olanı, yapılmış olanı tekrarlar. Bir bakıma o, taklitçidir. Yeni bir şey üretebilmek, henüz gerçekleşmemiş olanı keşfedebilmek için ise temel bilimleri derinlemesine özümsemiş olmak şarttır. Bu bağlamda bazı çarpıcı tespitlerimizi şu şekilde paylaşabiliriz:
Bir inşaat mühendisi için Newton mekaniği (fizik), yalnızca bir ders konusu değil; köprünün ayakta kalmasının güvencesidir. Bir elektrik mühendisi için elektromanyetizma, modern dünyanın çalışma prensibidir. Kimya bilgisi olmaksızın aşınmaya dayanıklı ya da havacılıkta kullanılacak kadar hafif alaşımlar geliştirilemez.
Matematik, mühendisliğin ortak dilidir; zira matematik, esasen evrenin dilidir. Karmaşık sistemlerin modellenmesi, risk analizleri ve algoritmaların kurgulanması tamamen matematiksel bir altyapı gerektirir. Diferansiyel denklemler bilinmeden evrendeki hiçbir fiziksel olayın algoritması tasarlanamaz ve bu denklemler mühendislikte zamana veya konuma bağlı olarak değişen fiziksel sistemleri (hız, sıcaklık, akış, titreşim) modellemek, analiz etmek ve optimize etmek için kullanılır. Elektrik devrelerinden köprü yapımına kadar, dinamik davranışları tahmin etmeyi ve karmaşık problemleri çözülebilir denklemlere dönüştürmeyi sağlar.
Teknolojik atılımlar genellikle temel bilimlerdeki bir keşfin mühendisliğe aktarılmasıyla hayat bulmaktadır. Yarı iletkenler ve biyoteknoloji alanında yapılan teorik çalışmalar olmasaydı, bugün kullandığımız bilgisayar işlemcileri ile ilaç ve protez üretimi bu denli ileri bir seviyeye ulaşamazdı.
TÜİK (2024) verilerine göre,Türkiye’nin yıllık Ar-Ge harcaması 651 milyar TL’ye (yaklaşık 14 milyar dolar) ulaşmış olup GSYH’nin % 1,46’sını oluşturmaktadır. Bu oran, OECD ülkeleri ortalaması olan % 2,7’nin henüz yaklaşık yarısı düzeyindedir. Ar-Ge personelinin yalnızca % 30,6’sı doktora mezunudur; bu da nitelikli temel bilim altyapısının ne denli kritik olduğunu gözler önüne sermektedir.
Bu konularda pek çok kitap yazılmış, ancak rafta kaldığı için yeterince özümsenememiştir. Sonuç olarak kontenjanlar dolmuyor; okuyanlar ise çoğu zaman işsizler ordusuna katılıyor. Mühendislik eğitiminde ise temel bilimler derslerinin sayısı ile haftalık ders saatleri azaltılarak alınan eğitimin niteliği giderek zayıflatılmaktadır.
YKS yerleşme verilerine göre, Türkiye’de bazı fizik bölümlerine, fizik alanında hiçbir soru çözmeksizin bile yerleşilebilmektedir. Yakın dönemde biyoloji, fizik, kimya ve matematik bölümlerinde kontenjanlara yakın sayıda öğrenci yerleştirilmiş olmakla birlikte bu yerleşimlerin önemli bir bölümü nitelik ölçüsüne değil, doluluk kaygısına dayanmaktadır.
Burada göz ardı edilen son derece önemli bir gerçek vardır: Temel bilimler eğitimi zayıf olan bir mühendislik programı, yalnızca nasıl yapılacağını bilen teknisyenler yetiştirir. Oysa güçlü bir temel bilimler altyapısına sahip mühendisler; başka nasıl yapılabileceğini keşfeden inovasyon öncülerine dönüşür. Bilim bilmekse, mühendislik yapmaktır. Ancak neyi yapacağınızı bilebilmek için önce bilimin ışığına ihtiyaç duyduğunuzu asla unutmamalısınız.
Akademik Üretim sonuçlarına göre, Türkiye, bilimsel dergilerde yılda yaklaşık 204.000 yayınla dünyada 18. sırada yer almaktadır. Ne var ki bu üretimin büyük çoğunluğu, yalnızca 10-15 araştırma üniversitesinde yoğunlaşmaktadır. 200'ü aşkın üniversitemizin geri kalanının bilimsel katkısı ise son derece sınırlı kalmaktadır.
Sonuç olarak, Milli Teknoloji Hedefi çerçevesinde gerçek anlamda yenilikçi mühendisler ve araştırmacılar yetiştirebilmek için temel bilimler bölümlerindeki kontenjanlar nitelik ekseninde yeniden ele alınmalı; mühendislik müfredatlarındaki temel bilim dersleri azaltılmak yerine güçlendirilmeli ve bu alanlarda kariyer yapmanın somut ekonomik karşılıkları toplumun tamamı tarafından görülebilir hale getirilmelidir. Ar-Ge harcamalarının GSYH’deki payının artırılması tek başına yeterli değildir; nitelikli bir bilimsel altyapı kurulmadan bu kaynakların verimli kullanımı mümkün olmayacaktır.
Tüm okuyucularıma sağlık, huzur ve başarı dolu bir hafta diliyorum.












