Günümüzde bilgiye dayalı kalkınma modelinde kuramsal ve uygulama alanında ilk akla gelen kurum üniversitedir. Bu yüzden yükseköğretim, ekonomik büyüme ve kalkınmayı gerçekleştirmenin temel yapı taşı olarak değerlendirilmektedir. Her ne kadar özgün fikir ve ürünün tamamı yükseköğretimle ilgili olmasa da günümüzde üniversiteler, sahip oldukları bilimsel kadro ve donanımla ülkemizde gerçekleştirilen AR-GE ve ortaya çıkan ürün açısından doğrudan ya da dolaylı olarak etkili olmaktadır. Böylece üretilen bilimsel ve teknolojik bilgilerin sosyal ve ekonomik değere dönüştürülmesi hedeflenmektedir. Hedeflenen seviyenin durumuna göre de ülkeler, mevcut kapasitenin daha da büyümesi ve zenginleştirilmesi yönünde yeni stratejik hedefler belirlemektedirler.
Üniversitenin Temel Misyonu Üzerine
Zaman zaman üniversitenin asıl misyonunun araştırma mı yoksa öğretim mi olduğuna dair çeşitli tartışmalar yapılıyor olsa da esas olarak bu iki sonuç arasında güçlü bir ilişki olduğunu rahatlıkla görebilmekteyiz. Gerçekten de Karl Jaspers'in ifade ettiği gibi "Üniversite, hakikati aramakla görevli, akademisyenler ve öğrencilerden oluşan bir topluluktur" şeklinde değerlendirildiğinde, üniversitenin asıl görevinin araştırma olduğu sonucuna varılabilir. Zira hakikate ancak sistematik bir araştırma ile varılabilir.
Fakat araştırma neticesinde elde edilen bilimsel ve teknolojik bilgiler, aynı zamanda mevcut kuşaklara ve gelecek nesillere aktarılması gereken kıymetli bilgilerdir. Elde edilen bilgilerin hayatımıza katkılarını sunacak olan nitelikli insan gücü yetiştirilebilmesi için bu bilgilerin öğretim yoluyla paylaşılması gerekmektedir. O halde üniversitenin ikinci temel ilgi alanı öğretimdir ve bu kıymetli aktarımı yapacak profesyonel kadronun başında da üniversite öğretim elemanları gelmektedir.
Değişen Dinamikler ve Yeni Beklentiler
Değişen küresel şartların etkisi ile araştırma faaliyetlerinin çeşitliliğinin artması ve daha fazla sayıda yetişmiş araştırmacı ihtiyacının ortaya çıkması neticesinde, yükseköğretimde teknoloji (iletişim ve bilişim teknolojileri), küreselleşme ve rekabet dinamikleri öne çıkmaya başlamıştır. Bu dinamiklerin yol açtığı uluslararasılaşma, uzaktan eğitim, mobilite, kalite güvencesi, akademik sıralama, hesap verebilirlik, şeffaflık, inovasyon, girişimcilik, genişleme, çeşitlilik, esneklik ve farklılaşma gibi kavramlar yükseköğretimin gündemini belirlemeye başlamıştır.
Böylece yıllardır süregelen klasik anlayışı temsil eden kurul ve yönergeler süratle elden geçirilerek yeni oluşan durumu karşılayacak şekilde yenilenmesi ihtiyacı hasıl olmuştur. Dolayısıyla yükseköğretim alanındaki genişleme veya niceliksel büyümeler, sistemi oluşturan parametrelerin sayısını da artırmakta ve bu sayede sistem daha karmaşık hale gelmektedir.
Misyon Karmaşası ve Önümüzdeki Zorluklar
Sistemin çeşitlenmesi ve yükseköğretim hizmeti sunumundaki çoğalan alternatifler, bir taraftan çeşitli iyileşme ve imkanları çağrıştırırken diğer taraftan da suistimal ihtimalini artırmakta ve bunun sonucu olarak etik birtakım sorunları gündeme getirmektedir. Son yıllarda üniversitenin araştırma yapmak ve eğitim vermek misyonlarına ilave olarak kamu hizmeti yapmak görevinin de eklendiğini görmekteyiz.
Bu noktada üniversitenin bilimin, eğitimin ve kamu hizmetinin niteliğine dair sağlam bir zemin üzerine oturan, bilinçli bir akademik örgütlenme yapısına sahip olup olmadığı konusunda büyük şüpheler vardır. Ülkemizde gelinen noktada üniversiteler bu misyonlardan büyük oranda eğitim verme ve kamu hizmeti yerine getirme misyonlarına yoğunlaşmış durumdadır. Bunu, tıp fakülteleri gibi somut çıktıları sağlık hizmeti olan kurumlarda daha yoğun ve net bir şekilde görebilmekteyiz.
Bilim üretme felsefesi sağlam bir zemin üzerinde benimsenemediğinden, üniversitelerimizin şu an misyonları doğrultusunda bilinçli organize edilmiş bir akademik yapıya sahip olduğunu söylemek zordur. Değişen küresel şartlar neticesinde ülkemizin yükseköğretim politikaları yeni stratejik hedefler doğrultusunda zaman zaman yeni model arayışlarına ve düzenlemelere şahit olmuştur ancak bu değişimler yeterince tutarlı ve sürdürülebilir bir yapı oluşturamamıştır.
Önümüzde duran en büyük soru şudur: Üniversitelerimiz araştırma, eğitim ve kamu hizmeti üçgeninde nasıl bir denge kurmalıdır? Bu çelişkiler ve ortaya çıkardığı sorunlar hakkında çözüm önerilerini ilerleyen haftalarda sizlerle paylaşacağız.
Tüm okuyucularıma sağlık, huzur ve başarı dolu bir hafta diliyorum.












