Değerli Amisos Haber okurları, bugün rotamızı hepimizin en kıymetli varlığı olan taşınmazlarımıza, yani tapularımıza çeviriyoruz. Gayrimenkul piyasasının hareketliliğiyle birlikte, maalesef sahte vekaletnamelerle yapılan satışlar, bedel dolandırıcılıkları ve usulsüz devir işlemleri de adliye koridorlarını en çok meşgul eden dosyalar haline geldi. İşte bu noktada, Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in dün akşam müjdelediği bir düzenleme, mülkiyet hakkının korunması adına yepyeni bir sayfa açıyor.
Bakanlığın üzerinde çalıştığı ve 12. Yargı Paketi’nde yer alması beklenen düzenleme ile artık belirli bir değerin üzerindeki tapu işlemlerinde avukatla temsil veya avukat onayı zorunluluğu getirilmesi hedefleniyor. Peki, bu uygulama hayatımıza ne katacak? Birçok vatandaşımız tapu dairesine gittiğinde, imzaladığı evrakların hukuki sonuçlarını veya karşı tarafın sunduğu belgelerin sıhhatini tam olarak analiz edemeyebiliyor. İşlemin içine bir hukukçunun, bir avukatın dahil olması; satışın en başından itibaren "hukuki güvenlik" filtresinden geçmesi anlamına geliyor.
Bu adımın temel amacı, uyuşmazlıkları mahkeme salonlarına taşınmadan, henüz imza aşamasındayken önleyebilmektir. Özellikle yüksek bedelli taşınmaz satışlarında avukatın sürece dahil olması; ödeme kanallarının güvenliğini denetlemesi, tarafların iradelerinin sakatlanıp sakatlanmadığını teyit etmesi ve en önemlisi "sahte işlem" riskini asgariye indirmesi bakımından hayati bir önem taşıyabilir. Sayın Bakan’ın da ifade ettiği üzere, hukuk sisteminin sadece "karar veren" değil, aynı zamanda "önleyici" bir rol üstlenmesi, vatandaşın malvarlığını korumak adına en güçlü kalkan olacaktır.
Böyle bir düzenleme hayata geçtiğinde, tapu iptal ve tescil davaları gibi yıllarca süren ve telafisi zor zararlar doğuran davaların sayısında da önemli bir azalma görülebilir. Vatandaşlarımızın, mülklerini devrederken veya yeni bir mülk edinirken kendilerini hukuki bir koruma kalkanı altında hissetmeleri, ticari hayatın güvenliğine de büyük katkı sağlayacaktır. Kuşkusuz, yargının kurucu unsuru olan savunma makamının tapu daireleri gibi idari alanlarda bu denli etkin bir rol üstlenmesi, adaletin tesisinde vizyoner bir bakış açısını yansıtmaktadır.
Sonuç olarak; kanunların mülkiyeti koruma noktasındaki bu yeni yaklaşımı, vatandaşın hak kaybına uğramasını engellemeye yönelik çok somut bir çözümdür. Süreç netleşip yasal zemin tam olarak oturduğunda, tapu dairelerindeki işlemler artık sadece birer "imzadan" ibaret olmayacak, birer "hukuki güvence belgesi" niteliği kazanacaktır. Bu süreçte güncel gelişmeleri takip etmek ve mülkiyet haklarını profesyonel bir rehberlikle yönetmek, gelecekte yaşanabilecek büyük pişmanlıkların önüne geçmek adına en güvenli yol olabilir.
Haftaya yepyeni bir hukuki değerlendirme ile görüşmek üzere, adaletle kalın.












