Üniversiteler; bilim üretme, eğitim verme ve kamu hizmeti sunma misyonları üzerine inşa edilen, bilinçli bir akademik örgütlenme yapısına sahip olması gereken kurumlardır. Ancak güncel manzaraya baktığımızda, gelinen noktada üniversitelerin daha çok proje tabanlı uygulama ve eğitim verme rollerine sıkıştığını; buna karşın bilim üretme felsefesinin sağlam bir zemine oturtulamadığını görmekteyiz.
"Yayın Olsun da Nasıl Olursa Olsun" Çıkmazı
Maalesef bugün bilim üretme misyonu, sadece "yayın sayısını artırmak" şeklinde dar bir kalıba hapsedilmiştir. Bu yayınlar nicelik ve nitelik açısından yeterli incelemeye tabi tutulmadığı gibi, elde edilen bulguların ülkeye sağladığı sosyal, kültürel veya ekonomik katma değer de çoğu zaman etkisiz kalmaktadır. Araştırmaların temel gayesi toplumsal fayda olması gerekirken, bu ilke yeterince benimsenmemektedir.
Bu durumun bir sonucu olarak araştırmalar, ülkenin imkânlarını kullanmasına rağmen sadece bireysel akademik yükselmeye hizmet eder hale gelmiştir. Bu yükselme hırsı ise son yıllarda "fabrikasyon veya ısmarlama" olarak tabir edilen, çok isimli yayınların artmasına zemin hazırlamıştır. Sistemin sık değişmesi, hesap verilebilirlik ve şeffaflık ilkelerinin suiistimal edilmesi bu yozlaşmayı besleyen ana unsurlardır.
Kültürel Birikim ve Erdem Eksikliği
Üniversitelerimizde "olan" ile "olması gereken" arasındaki uçurum, aslında toplumsal bir kültürel birikim ve erdem düzeyine işaret etmektedir. Sorunların kaynağı, doğrudan insan ve toplum kalitesiyle ilgilidir. Akademisyenlerin kültürel birikim ve tefekkürden uzaklaşıp, sadece bir an önce akademik yükselmesini tamamlayarak idari makamlara sıçramayı hedeflemesi, Türk üniversite gelişimine büyük zarar vermektedir.
Bu yozlaşmanın önüne geçebilmek için kendi değerlerimiz ve kültürümüz odaklı bir düzey tespiti yapılmalıdır. Başka ülkelerin siyasi ve sosyolojik koşullarında başarılı olan modellerin bire bir taklit edilmesi, ülkemizde başarısız sonuçlar doğurmuştur. Kendine özgü bir model geliştirmek yerine model ithal edilmesi, yükseköğretimdeki tıkanıklığın temel sebeplerinden biridir.
Topyekûn Bir Dönüşüm İhtiyacı
Üniversitenin asıl amacı araştırma ve hakikat olmalıdır. Bilim insanları bilgiyi sadece üretmekle kalmamalı, aynı zamanda bu döngüyü sürdürecek öğrenciler yetiştirmelidir. Bir öğrenci, hocasıyla her karşılaştığında bu olgunun farkında olmalı ve o etkileşimden güçlenerek çıkmalıdır. Çünkü araştırma neticesinde elde edilen bilimsel ve teknolojik bilgiler aynı zamanda hayatta olanlara ve gelecek kuşaklara ulaştırılmalıdır. Bu yolla elde edilen bilgilerin hayatımıza katkılarını sunacak olan nitelikli insan gücü yetiştirilebilir.
Yükseköğretimde 1933'ten beri yapılan sayısız yasal düzenleme, sadece sistemin kurgusuna hitap ettiği için kalıcı bir çözüm sunamamıştır. Sürekli yapılan kısmî reformlar kurumsal güveni zedelemektedir. Oysa gerçek bir dönüşüm; sadece mevzuatla değil, yükseköğretim kültürünü, öğrenci motivasyonunu ve öğretim elemanlarının tam kapasitesini kapsayan topyekûn bir düzenleme ile mümkündür. Üniversite, kendisini toplumun üzerinde konumlandırıp fildişi kulelerinden şikâyet etmek yerine, toplumsal sorumluluk alarak hakikatin ve çözümün merkezi olmalıdır.
Bununla birlikte, sürekli değişiklikler veya reform yapmak suretiyle sisteme kısmî müdahalelerde bulunmak, kamu kurumlarına ve kurumsal uygulamalara karşı bir güvensizliği doğurabilmektedir. Doğal olarak yapılan düzenlemeler ile çözülecek sorunların önemli bir kısmı bugünden yarına çözülebilecek konular değildir. Türk yükseköğretimi, uluslararası rekabette ilerlemeye, araştırmalarda ise nitelik arttırmaya ihtiyaç duymaktadır. Ülkenin hem maddi hem de insan kaynaklarının kullanımında ciddi sorunlar söz konusudur. Ayrıca bu tip derin sorunların kısa zamanda çözülmesi de mümkün değildir. Bu ve benzeri sorunlar için uzun vadeli stratejik planlara ihtiyaç var. Bununla beraber çok kısa zamanda çözülebilecek önemli yapısal sorunlarımız da bulunmaktadır.
Bu sorunlara karşı önerilerimizin temelini oluşturan düşüncelerimiz mutlaka kendimize özgü bir milli üniversite modeli arayışı oluşturmaktadır. Bu model evrensel bilimsel standartlarda, Türkiye'nin ihtiyaçlarına çözüm üreten, özgür düşüncenin geliştiği, liyakat temelli bir yapı olacak şekilde şu temel özellikleri taşımalıdır:
Batı modellerini körü körüne taklit etmek yerine, Türkiye'nin tarihsel birikimini (medrese geleneği, Fatih ve Süleymaniye külliyelerindeki bilim anlayışı) modern bilimsel yöntemlerle harmanlayan özgün bir yapı. Akademik özgürlük ve liyakat esastır.
Üniversiteler Türkiye'nin gerçek sorunlarına (tarım, su yönetimi, deprem, yerli teknoloji, enerji) odaklanmalı. Araştırmalar teorik kalmayıp uygulamaya dönüşmeli. Yerel sanayi ve tarımla iş birliği içinde olmalı.
"Milli" kapalılık değil, evrensel bilime katkı demektir. İyi Türkçe terminoloji geliştirilmeli ama öğrenciler en az bir yabancı dil bilmeli, uluslararası yayın yapmalı. Dünya üniversiteleriyle eşit düzeyde iş birliği yapılmalı.
Türk toplumunun değerlerine saygılı ama farklı düşüncelere de açık bir ortam. Eleştirel düşünme, sorgulama ve bilimsel yöntem ön planda olmalı.
Yetkinliklerin öne çıkarılması. Yayın kalitesi, patent, toplumsal etki gibi somut kriterlerin esas alınması.
Staj, proje tabanlı öğrenme, girişimcilik destekleri ile mezunların işgücü piyasasına hazır hale gelmesi.
Bu sorunlar ve çözüm önerilerimizi, değerli okuyucularımızla gelecek yazılarımızda daha detaylı ele alacağız. Türk yükseköğretiminin nitelik odaklı bir dönüşüme kavuşması dileğiyle, hepinize sağlık, huzur ve başarı dolu günler diliyorum.
Batı modellerini körü körüne taklit etmek yerine, Türkiye'nin tarihsel birikimini (medrese geleneği, Fatih ve Süleymaniye külliyelerindeki bilim anlayışı) modern bilimsel yöntemlerle harmanlayan özgün bir yapı. Akademik özgürlük ve liyakat esastır.
Üniversiteler Türkiye'nin gerçek sorunlarına (tarım, su yönetimi, deprem, yerli teknoloji, enerji) odaklanmalı. Araştırmalar teorik kalmayıp uygulamaya dönüşmeli. Yerel sanayi ve tarımla iş birliği içinde olmalı.
"Milli" kapalılık değil, evrensel bilime katkı demektir. İyi Türkçe terminoloji geliştirilmeli ama öğrenciler en az bir yabancı dil bilmeli, uluslararası yayın yapmalı. Dünya üniversiteleriyle eşit düzeyde iş birliği yapılmalı.
Türk toplumunun değerlerine saygılı ama farklı düşüncelere de açık bir ortam. Eleştirel düşünme, sorgulama ve bilimsel yöntem ön planda olmalı.
Yetkinliklerin öne çıkarılması. Yayın kalitesi, patent, toplumsal etki gibi somut kriterlerin esas alınması.
Staj, proje tabanlı öğrenme, girişimcilik destekleri ile mezunların işgücü piyasasına hazır hale gelmesi.
Bu sorunlar ve çözüm önerilerimizi, değerli okuyucularımızla gelecek yazılarımızda daha detaylı ele alacağız. Türk yükseköğretiminin nitelik odaklı bir dönüşüme kavuşması dileğiyle, hepinize sağlık, huzur ve başarı dolu günler diliyorum.













hüseyin demir kalemine sağlık.medrese hariç ifadel..hüseyin demir kalemine sağlık.medrese hariç ifadelerini beğendim. ünüversitelerde okuyan dar gelirli ailelerin çocukları aç.ne umuyorsun ,sonuç kötü....bilimi nasıl düşünsün karnı açken..