Ülkemizde 2024-2025 eğitim öğretim yılında örgün eğitimde 18 milyon öğrenci bulunmakta ve 1,2 milyon öğretmen okullarda görev yapmaktadır. Önümüzdeki yıllarda eğitim sisteminde dijital dönüşüm politikaları uygulamasını hayata geçirme düşünceleri yetkililerce değerlendirilmektedir. Böylelikle her öğrenciye özel dijital kimlik, her sınıfta yapay zekâ destekli öğretmenler ve okullarımızda sanal laboratuvarlar olacak. Kulağa etkileyici geliyor değil mi? Peki gerçekten herkes için mi?
Diğer taraftan ülkemizde dijital erişim sağlayamayan 10,3 milyon kişi çevrim dışı görülmektedir. Türkiye, internet hızında 180 ülke arasında 111. sırada bulunmaktadır. Nüfusun %77,1'i şehirde, %22,9'u kırsalda yaşamaktadır. Toplumda yapay zekâ kullanım oranı sadece %8,2'dir. Bu oran yükseköğretim mezunlarında %16,1, ilkokul mezunlarında %2,2'dir. Kullanmayanların %60,3'ü ise "ihtiyaç yok" düşüncesindedir.
Parlak Geleceğin Vaat Ettikleri
Bu devasa kitlenin tamamına dijital eğitim sözü veriliyor. Bir öğrenci matematik dersinde zorlanıyor, yapay zekâ sistemi anında bunu fark ediyor ve ona özel içerikler sunuyor. Başka bir öğrenci hızlı öğreniyor, sistem ona daha ileri düzey sorular yönlendiriyor.
Stanford Üniversitesi'nin 2024 AI Endeks Raporu'na göre yapay zekâ lisansüstü programları 2017'den beri 3 kat artmıştır. Küresel olarak eğitimde yapay zekâ pazarının 2024 yılına kadar 6 milyar dolarlık bir değere ulaşması bekleniyordu.
Öğretmenler artık sınıfın genelini ortalamaya göre değil, her çocuğu kendi hızında eğitebilecek. Fizik laboratuvarı olmayan bir köy okulunda bile sanal gerçeklik gözlükleriyle atomun içine yolculuk yapılabilecek.
Karanlık Tarafın Gerçekleri
Ancak her parlak ekranın arkasında bir başka gerçek var. Türkiye'de 10,3 milyon kişi hâlâ çevrim dışı durumda. Peki bu insanlar dijital eğitim devrimi sırasında ne yapacak?
Türkiye'deki dijital uçurumun dört coğrafi boyutu bulunuyor. Batı ve doğu arasında keskin dijital eşitsizlikler var. Kıyı kesiminde ve sanayileşmiş kentlerde internet hızı ve bilgisayar erişimi yüksekken kırsalda oldukça düşük. Kırsal bölgelerde yaşayan kesim interneti karşılamakta zorlanıyor ve düşük gelirli gruplar için internet erişimi önemli bir mali yük oluşturuyor.
Türkiye, ortalama 41,90 Mbps sabit geniş bant hızıyla 180 ülke arasında 111. sırada yer alıyor. Elektriği düzenli gelmeyen köylerde dijital kimlik ne işe yarayacak? İnternet kotası bile alamayan ailelerin çocukları yapay zekâ asistanlarıyla nasıl çalışacak?
Doğu bölgelerinde kadınların bilgisayara erişimi erkeklere göre oldukça yetersiz kalıyor. Dijital uçurum sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğini de derinleştiren bir sorun hâline geliyor.
Öğretmenin Yerini Ne Alabilir?
Henüz toplumun büyük çoğunluğu yapay zekâyı kullanmayı bile bilmezken tüm eğitim sistemini bu teknolojiye dayandırmak ne kadar gerçekçi? Yapay zekâ asistanları gerçekten öğretmenlerin yanında mı olacak, yoksa yerini mi alacak? Eğitim sadece bilgi aktarımından ibaret değil; empati, motivasyon, rol model olma gibi insani boyutları var. Bir algoritma, matematik problemini çözen ama özgüveni zedelenmiş bir çocuğun omzuna dokunabilir mi?
İleriye Bakarken
Dijital dönüşüm kaçınılmaz ve gerekli. Ancak bu dönüşümü adil bir şekilde yönetmek elimizde. Önce her öğrenciye tablet vermeden önce her okula düzgün internet bağlantısı sağlamalıyız. Yapay zekâ yazılımları geliştirmeden önce öğretmenleri bu teknolojileri kullanacak şekilde yetiştirmeliyiz. Sanal laboratuvarlar kurmadan önce gerçek laboratuvarları bile olmayan okulların listesini çıkarmalıyız.
Akıllı eğitim dönemi ancak akıllıca planlandığında başarılı olabilir. Yoksa şu anda bile var olan eşitsizlikleri dijital bir kılıfa bürüyerek derinleştirmiş oluruz. Teknoloji bir araçtır; onu nasıl kullandığımız ne tür bir toplum inşa etmek istediğimizi gösterir.
Soru şu: Biz hangi toplumu inşa etmek istiyoruz? Dijital bir elit yaratan mı, yoksa gerçekten herkese fırsat sunan bir toplum mu?
Tüm okuyucularıma sağlık, huzur ve başarı dolu bir hafta diliyorum.













Elinize sağlık