Kıymetli okuyucularım,
Aslında şiddet, çoğu zaman “ben varım” diyebilmenin yanlış bir yoludur.
İnsan anlaşılmadığında, görülmediğinde, değer görmediğinde; içinde biriken öfke bazen sözle değil, davranışla dışarı çıkar. Kimi susar, içine kapanır. Kimi kırılır. Kimi ise kırmaya başlar. Çünkü başka bir yol bulamamıştır.
Şiddet yalnızca bir öfke patlaması değildir. Çoğu zaman bastırılmış bir yalnızlığın, görülmemiş bir acının, duyulmamış bir çığlığın dışa vurumudur. Bir anlamda şiddet, kendini kaybetmiş bir ruhun, kendi kaybına karşı verdiği yanlış bir savaştır.
Evde, okulda, işte, sokakta… Şiddet hayatın her alanında varlığını sürdürüyor. Bazen bir tokat, bazen bir hakaret, bazen küçümseyen bir bakış, bazen de sosyal medyada yapılan acımasız bir yorum olarak karşımıza çıkıyor. Görüntüsü değişse de özü aynı kalıyor: İnsan, kendini ifade edecek sağlıklı bir yol bulamadığında, güçsüzlüğünü güç gibi göstermeye çalışıyor.
Bugün özellikle gençlerimizin içinde büyüyen sessiz bir yorgunluk var. Anlaşılmayan, sürekli eleştirilen, kıyaslanan, yalnız bırakılan gençler; zamanla ya kendilerini değersiz hissediyor ya da öfkelerini yanlış yerlere yöneltiyor.
Oysa hiçbir genç, doğuştan kötü değildir.
Hiçbir çocuk, dünyaya şiddetle gelmez.
İnsan, sevgiyi de öfkeyi de yaşadığı çevreden öğrenir. Eğer bir çocuk evinde sürekli bağırış duyuyorsa, okulunda dışlanıyorsa, sokakta hor görülüyorsa; bir süre sonra konuşmayı değil, bağırmayı öğrenir. Sevilmeyi değil, güçlü görünmek için korkutmayı seçebilir.
İşte bu yüzden şiddeti azaltmak istiyorsak önce insanı anlamamız gerekir. İnsanı yalnızca davranışlarıyla değil; kırgınlıklarıyla, eksikleriyle, korkularıyla, umutlarıyla birlikte görmek zorundayız.
Toplumun ve ailenin en büyük ilacı doğru iletişimdir.
Bir çocuk dinlenirse kendini anlatmayı öğrenir. Bir genç anlaşılırsa kendini kaybetmez. Bir insan sevildiğini hissederse, başkasını incitme ihtiyacı duymaz.
Bugün gençlerimize en çok nasihat değil; anlayış gerekiyor. Onlara “neden böylesin?” diye sormadan önce, “sana ne oldu?” diyebilmek gerekiyor.
Çünkü bazen bir gencin bütün hayatını değiştiren şey; onu gerçekten dinleyen bir anne, yargılamayan bir baba, elinden tutan bir öğretmen ya da “yalnız değilsin” diyen bir dost olabilir.
Gençler için bir bahar gelir mi?
Evet, gelir.
Ama o bahar kendiliğinden gelmez. Birlikte emek verirsek gelir. Sevgiyle, anlayışla, eğitimle, sanatla, kitapla, doğru sözle ve güzel örneklerle gelir.
Mevlana’nın söylediği gibi: “İnsanın en büyük varlığı ilim ve edeptir.”
İlim gençlerimize yol gösterir. Edep ise o yolu insanlıkla yürümeyi öğretir.
Sevginin özü, kendi sevgini göstermekle başlar. Düşündürebilmek, gelecek için üretilecek ürünün ana kapısıdır.
Belki yarın bir anda her şey değişmeyecek. Ama bugün bir gencin elinden tutabilirsek, bir çocuğun gözyaşını silebilirsek, bir insanın içindeki umudu yeniden yeşertebilirsek; işte o zaman gençler için beklenen baharın ilk çiçeği açmış olacaktır.
Birlikte; siz, biz demeden, sıcak, sevecen ve mutlu birlikteliklerin olduğu sağlıklı yarınlara yürümek dileğiyle...
Hoşçakalın
Kazım İlhan
Sosyolog ve Aile Danışmanı













Kıymetli bilgilerin için teşekkürler
Birlikte; siz, biz demeden, sıcak, sevecen ve mutlu birlikteliklerin olduğu sağlıklı yarınlara yürümek dileğiyle... Hoşça kalın