Bazı şehirlerin kalbi meydanlarında atar, bazılarının sahilinde… Ama Samsun gibi şehirlerde kalbin ritmini anlamak için biraz daha içerilere, biraz daha gündelik hayatın içine girmek gerekir. Mesela bir berber dükkânına.
Şehrin merkezinde yükselen Site Camii nasıl ki sadece bir ibadet mekânı değil, aynı zamanda bir buluşma noktasıysa; hemen çevresindeki berber dükkânları da yalnızca saç kesilen yerler değildir. Oralar, memleket meselelerinin tartıldığı, ülkenin nabzının tutulduğu küçük meclislerdir.
Kapıyı açıp içeri girdiğinizde sizi karşılayan şey sadece kolonya kokusu değildir. Yarım bırakılmış bir tartışmanın cümlesi, “dün akşam olanları duydun mu?” diye başlayan sohbetler… Daha ilk dakikada anlarsınız ki burada saçtan çok gündem kesilmektedir.
İşte bu dükkânlardan birinde, Site Camii’nin hemen yakınında, berber koltuğunun başında Ali Sayım durur. Makasını ustalıkla kullanırken kulağı da sohbettedir. Müşterisinin saçını düzeltirken cümleleri de törpüler adeta. Biri söze biraz sert girse, o hafif bir tebessümle “dur bakalım, o iş öyle mi gerçekten?” diye araya girer. Bir anda tansiyon düşer, sohbet yeniden yoluna girer.
Berber koltuğu, aslında en demokratik kürsülerden biridir. Oturan herkes konuşabilir. Emekli bir amca ekonomiyi yorumlar, genç bir öğrenci sosyal medyada gördüğü bir tartışmayı açar, esnaf günün işlerinden yola çıkarak ülke politikasına bağlanır. Ve berber, usturasını ustalıkla kullanırken aynı zamanda sohbetin dengesini de kurar. Ne tartışma fazla hararetlenir ne de konu tamamen dağılır. Bir tür moderatör gibidir.
Site Camii çevresindeki berberlerde bu durum daha da belirgindir. Çünkü burası sadece coğrafi olarak değil, sosyolojik olarak da şehrin kesişim noktalarından biridir. Farklı mahallelerden insanlar gelir, farklı hayatlar aynı aynanın karşısında buluşur. Aynaya bakan sadece kendini görmez; memleketin hâlini de görür aslında.
Bir gün içeride çaylar söylenmiş, daha ilk yudumda sohbet koyulaşmıştır. Laf oradan buradan derken yine bildik yerlere uğrar; herkes kendi penceresinden bakar, kendi tarafından anlatır. “O oraya geliyor”, “bu başkan oluyor”, “şu şöyle demiş” diye kulaktan dolma haberler havada uçuşur. Ama kimse bunları fazla ciddiye almaz; en fazla bir tebessüm edilir, bir çay daha söylenir. Ali Sayım makasıyla saçları düzeltirken, sözleri de hafiften kısaltır. “Hee… öyle diyorsun ama öbür taraf ne olacak?” diye bir cümle atar ortaya, herkes bir an durur. Sonra biri güler, öbürü çayı karıştırır, mevzu yumuşar. Beş dakika önce büyük büyük laflar edenler, beş dakika sonra traşın ense ayarına odaklanır. Dükkânda kimse fikrinden vazgeçmez ama herkes biraz daha yumuşar. Zaten belki de en güzel tarafı budur; kimsenin kazanmadığı ama kimsenin de kırılmadığı sohbetler… Herkes kendi payına düşeni düşünür.
Ali Sayım aslında bu işlerin insanıdır ama dedikodunun değil. Gündem onun ağzında büyümez; gelenin hâline göre açılır, gerektiği kadar konuşulur, fazlası zaten çayın buharına bırakılır. Belki de bu yüzden o dükkânda söz uzamaz, sohbet eskimez.
Küçük bir berber dükkânı… Ama temizliğiyle, sadeliğiyle ve yerli yerinde estetiğiyle dikkat çeker.Berber dükkânları sadece sohbetin değil, aynı zamanda bir düzenin mekânıdır. Aynalar pırıl pırıldır, havlular dolap içinde ama kat kat, makaslar yerli yerindedir. O düzen, aslında biraz da dükkân sahibinin hayatına benzer. Ali Sayım da öyledir; bakımlıdır, giyimine dikkat eder, yüzünde eksik olmayan bir tebessüm taşır. İçeri giren kim olursa olsun, o sıcaklıkla karşılanır. Belki de bu yüzden, o dükkânda sadece saçlar değil, günün dağınıklığı da toparlanır. İnsan aynaya bakarken kendini düzeltir ama fark etmeden içini de hizaya sokar. Çünkü estetik sadece dışarıda değil, biraz da içeride kurulan bir dengedir.
Bazen bir seçim konuşulur, bazen bir futbol maçı… Ama konu ne olursa olsun, mutlaka hayatın içinden bir yere bağlanır. Büyük analizler yapılmaz belki ama samimi tespitler vardır. Akademik kavramlar kullanılmaz ama yaşanmışlık konuşur. Bu yüzden berber sohbetleri, çoğu zaman televizyon tartışmalarından daha gerçek, daha sahicidir.
Şehirlerin ruhu, büyük binalarda değil; küçük dükkânlarda saklıdır. Ve o ruh, en çok da berber koltuklarında kendini ele verir. Çünkü orada insanlar rol yapmaz. Ne düşünüyorsa onu söyler. Belki bu yüzden, bir şehri anlamak isteyenin yolu mutlaka bir berber dükkânından geçmelidir.
Bugün Samsun’da gündemi anlamak istiyorsanız, uzun uzun analizler okumanıza gerek yok. Site Camii’nin etrafında küçük bir yürüyüş yapın, bir berbere girin, sıranızı beklerken kulak kabartın. Belki kapıyı açtığınızda içeride sizi Ali Sayım karşılar. Göreceksiniz ki ülkenin büyük meseleleri, o küçük dükkânların içinde çoktan konuşulmuş, tartılmış, hatta karara bile bağlanmıştır.
Belki de bu yüzden, gerçek gündem bazen manşetlerde değil; usturanın şıkırtısı ile çayın buharı arasında saklıdır.












