Peyami Safa bugün yaşasaydı, muhtemelen romanlarını bir kahve zincirinde, kulaklarında kulaklıkla yazan insanları izleyerek kaleme alırdı. Çünkü onun “simeranya” dediği şey, artık sadece edebî bir kavram değil; gündelik hayatın neredeyse normal hâli.
Simeranya, basitçe söyleyelim: Yaşayamadığımız hayatı, yaşanıyormuş gibi hayal ettiğimiz yer. Ne bir ütopya ne de masal. Daha çok, canımız sıkıldığında sığındığımız zihinsel bir balkon.
Bugün sabah uyanır uyanmaz telefona uzanıyoruz. Birileri Bali’de gün batımı izliyor, bir başkası “işimi bırakıp kendimi bulmaya gidiyorum” diye paylaşım yapıyor. Biz de pijamalarla ekrana bakıp içimizden şunu geçiriyoruz: “Benim de aslında bambaşka bir hayatım olabilirdi.” İşte bu cümle, simeranyanın kapısıdır.
Peyami Safa’ya göre sorun hayal kurmak değil. Sorun, hayali hayatın yerine koymak. Çünkü simeranya, insanı bir süre idare eder; sonra yavaş yavaş gerçek hayattan koparır. Bugün bunun en net karşılığını sosyal medyada görüyoruz. Filtreli yüzler, mutlu çift pozları, sürekli “en iyi versiyon” hâli… Kimsenin kavgası yok, borcu yok, canı sıkkın değil. Herkes iyi.
Ama gerçek hayatta durum pek öyle değil. O “bir gün” hep erteleniyor.
“Bir gün spora başlayacağım.”
“Bir gün iş değiştiririm.”
“Bir gün gerçekten mutlu olacağım.”
Bu bir gün, simeranyanın resmi dili. Çünkü insan, bugünü değiştirmek zor geldiğinde, yarını süslemeyi tercih ediyor. Hayal etmek daha ucuz, daha risksiz.
Peyami Safa’nın uyarısı tam da burada devreye giriyor: Simeranya, geçici bir mola olmalı; kalıcı bir adres değil. Bugün ise çoğumuz oraya taşınmış durumdayız. Gerçek hayatla aramıza “motivasyon videoları”, “pozitif düşünce cümleleri” ve sürekli tüketilen umutlar girdi.
Bir de ilişkiler meselesi var. “Ruh eşim bir gün karşıma çıkacak” diyoruz ama kimse kimseyle uğraşmak istemiyor. Herkes kusursuz bir ilişki hayal ediyor, kimse kusurlu bir insanla emek vermek istemiyor. Bu da modern bir simeranya: Emeksiz mutluluk hayali.
Peyami Safa belki de bugün şunu söylerdi:
Hayat zor diye hayale kaçmak anlaşılır; ama hayali hayat sanmak, insanı daha da yalnızlaştırır.
Sonuçta hepimiz biraz simeranyalıyız. Hayallerimiz var, kaçışlarımız var. Ama mesele şu: Hayali bir kaçış yolu mu yapıyoruz, yoksa oraya yerleşip gerçek hayatı uzaktan mı izliyoruz?
Peyami Safa’nın simeranyası bize şunu fısıldıyor:
Hayal kur, ama orada yaşama. Hayat hâlâ burada.













Peyami Safa’nın “simeranya” kavramı düşünce gerçeklik arasında bağı kopan insan ve modern toplumun tespiti adına günümüze selam duruşuymuş meğer. Teşekkürler Sn. ŞAHİN, Kültürel Manzaralar’ı her hafta merak ve ilgiyle takip etmeye devam ediyoruz, emeğinize sağlık. ????