Samsun’da tramvaya binmek, yalnızca bir yerden bir yere gitmek değildir. Raylar üzerinde ilerleyen her vagon, kentin ruhuna dair küçük ama anlamlı ipuçları taşır. Aynı durakta bekleyen, aynı kapıdan binen, ama çoğu zaman birbirinin farkında bile olmayan insanlar… Kalabalık içinde yalnızlık, en çok da burada hissedilir.
Sabah saatlerinde tramvay, kolektif bir acele hâlinin taşıyıcısıdır. Üniversiteye yetişmeye çalışan gençler, işe geç kalmamaya uğraşan memurlar, çocuğunu okula bıraktıktan sonra eve dönen anneler… Herkes aynı yönde ilerler ama herkesin zihni başka bir yerde dolaşır. Gözler genellikle camda ya da telefondadır. Sosyal psikolojinin “yan yana ama ayrı” dediği hâl, Samsun tramvayında gündelik bir manzaradır.
Duraklar, geçici karşılaşmaların mekânıdır. Aynı yüzleri her sabah görürsünüz; fakat isimler bilinmez, selamlar verilmez. Bu durum, modern kent yaşamında sıkça rastlanan sosyal mesafe biçimini hatırlatır. Fiziksel yakınlık artmış, fakat duygusal temas azalmıştır. Tramvay, bu çelişkinin en sade sahnesidir.
Bazen küçük bir an, bu sessizliği bozar. Ayakta duran yaşlı bir amcaya yer veren bir genç, dengesini kaybeden bir yolcuya uzanan el, kapıda sıkışan bir çocuğu korumaya çalışan bir anne… Bu anlar, kalabalıklar içinde hâlâ bir “biz” duygusunun yaşadığını gösterir. Sosyal psikolojide buna, anonimlik içinde beliren dayanışma anları denir.
Akşam saatlerinde ise tramvay, yorgunluk taşıyan bir vagona dönüşür. Omuzlar düşer, yüzler daha donuktur. Gün boyunca bastırılan duygular, sessizlikle kendini ele verir. Kimse konuşmaz ama herkes bir şeyler anlatır gibidir. Kentli insan, duygusunu paylaşmak yerine içine çekmeyi öğrenmiştir.
Samsun tramvayı, aynı zamanda mekânın davranışı nasıl şekillendirdiğini de gösterir. Dar alan, bireyi daha içe kapanık kılar. Göz göze gelmekten kaçınılır, kulaklıklar bir tür psikolojik sınır işlevi görür. Bu, kalabalıkta kendini koruma refleksidir. İnsan, başkalarıyla temas ettikçe değil; temas ihtimali arttıkça geri çekilir.
Yine de tramvay, tamamen duygusuz bir alan değildir. Denizin kıyısında ilerleyen hat boyunca, camdan görünen mavi manzara bazen yolcuları ortak bir sessizliğe davet eder. O anlarda herkes aynı yere bakar. Konuşma yoktur ama paylaşılan bir an vardır. Belki de modern kentte sohbetin en sade hâli budur.
Samsun’da tramvay, şehrin sosyolojisini taşır. Kalabalıklar içinde birey olmayı, birey kalırken birlikte yol almayı öğretir. Her durakta inenler ve binenler değişir; ama insan hâlleri pek değişmez. Raylar aynı istikamette uzanırken, her yolcu kendi iç yolculuğunu sürdürür.
Belki de tramvay, kentin en dürüst aynasıdır. Çünkü orada kimse rol yapmaz. İnsan, olduğu hâliyle, yorgunluğu, telaşı ve sessizliğiyle durur. Ve Samsun, her gün bu sessiz kalabalıklarla yoluna devam eder.












