Merhaba kıymetli okuyucularım;
Eskiden insanlar havadan sudan konuşurdu.
"Yağmur yağacak galiba..."
"Bu yıl yaz erken geldi..."
"Çayın demi güzel olmuş..."
Sonra sohbet uzar giderdi. Çocuklardan, komşulardan, hayallerden bahsedilirdi. Bir kahkaha, bir hatıra, bir gönül selamı ilişirdi cümlelerin arasına.
Şimdilerde ise insan, ağzını açmadan önce zihninde bir kurul topluyor.
"Bunu söylesem yanlış anlaşılır mı?"
"Şunu desem kırılır mı?"
"Acaba susmak mı daha hayırlı?"
Öyle bir zamandayız ki, hava durumundan konuşsanız biri çıkar:
"Hangi açıdan bakıyorsun?" diye sorar.
Futboldan bahsetseniz, karakter tahliline dönüşür.
Ekonomiye hiç girmeyelim; çayın şekeri eriyene kadar insanın morali erir.
Sosyal medyada ise herkes konuşuyor gibi görünür ama kimse birbirini tam olarak duymuyor.
Hal böyle olunca insanın aklına şu geliyor:
Belki de biraz havadan sudan konuşmaya yeniden ihtiyacımız var.
Çünkü havadan sudan konuşmak; boş konuşmak değildir.
Bir "Günaydın" demektir.
Bir "Nasılsın?" sorusunu gerçekten sormaktır.
Asansörde gözlerini telefondan kaldırıp gülümseyebilmektir.
Market sırasında beklerken, "Bugün hava çok sıcak değil mi?" diyerek insan olduğumuzu hatırlamaktır.
Belki de toplum olarak kaybetmeye başladığımız şey; fikirlerimizden önce nezaketimizdir.
Her şeyi konuşmak zorunda değiliz.
Her konuda aynı düşünmek zorunda da değiliz.
Ama birbirimizi dinlemeyi, tebessüm etmeyi ve selam vermeyi unutmamalıyız.
Ne tamamen susalım...
Ne de her sözü öfkeyle söyleyelim.
Biraz düşünelim.
Biraz anlayalım.
Biraz gülelim.
Ve fırsat buldukça...
Bir çayın buharında,
Bir parkın bankında,
Bir komşu selamında,
Biraz havadan,
Biraz sudan,
Biraz da insanlıktan konuşalım.
Çünkü bazen toplumun nefesi; büyük cümlelerde değil, küçük iyiliklerde, içten tebessümlerde ve samimi sohbetlerde saklıdır.
Kazım İlhan
Sosyolog ve Aile Danışmanı












