Merhaba kıymetli okuyucularım
Bir şarkının altına bu kadar insan neden dert bırakır?
Çünkü bazı şarkılar sadece dinlenmez…
İnsan kendini oraya emanet eder.
Müslüm Gürses denince akla sadece bir ses gelmiyor artık.
Bir baba sesi, bir sığınak, bir iç çekiş geliyor.
Yıllardır milyonlarca insan onun şarkılarında kendi yarasını dinliyor.
Dikkat ettim…
Yorumların çoğunda aşk kadar; geçim derdi, yalnızlık, aile özlemi, gelecek kaygısı, değersizlik hissi ve hayat yorgunluğu var.
Bir genç diyor ki:
“Eskiden eski sevgilim için ağlardım, şimdi ailem ve sağlık için ağlıyorum.”
Başka biri:
“Büyüyünce geçer dedikleri şey meğer mutlulukmuş.”
Bir başkası annesine sesleniyor yorumlarda…
Belki annesi artık bu dünyada bile değil.
İşte tam burada durup düşünmek gerekiyor:
Neden insanlar derdini artık insana değil de şarkılara anlatıyor?
Çünkü modern hayat kalabalık oluşturdu ama dostluk üretmedi.
Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyor.
Birbirimizin yüzüne bakıyoruz ama ruhumuza değmiyoruz.
Eskiden komşular kapıyı çalardı.
Şimdi insanlar gece yarısı bir şarkının yorumlarına sığınıyor.
Belki de bu yüzden bu yorumlar milyonlarca beğeni alıyor.
Çünkü herkes kendi yalnızlığını başka birinin cümlesinde görüyor.
Oysa insanın en büyük ihtiyacı anlaşılmak.
Bazen bir omuz, bazen bir “geçer” sözü, bazen de sadece sessizce dinlenmek…
Müslüm Gürses’in yıllardır unutulmamasının nedeni sadece sesi değil.
İnsanların sustuğu yerden konuşması.
Bugün toplum olarak en çok ihtiyacımız olan şey;
birbirimizin acısını küçümsememek.
Çünkü herkesin içinde görünmeyen bir savaş var.
Kimi yaşamadan yoruluyor,
kimi gülerek ağlıyor,
kimi de “İtirazım Var” derken aslında hayata tutunmaya çalışıyor.
Belki de mesele şudur:
İnsan bazen bir şarkıya değil,
anlaşılmaya ihtiyaç duyar.
İnsanın ilim ve edebi, en büyük varlığıdır. Eskimez, çürümez, kaybolmaz.( Mevlana) Toplumun ve ailenin en büyük ilacı doğru iletişimdir. ( Kazım İLHAN )
Kazım İlhan
Sosyolog ve Aile Danışmanı












