Merhaba kıymetli okuyucularım;
Bir önceki yazımızda "Yenilince De Omuz Omuza Durabilmek" başlığı altında, ilk mağlubiyetin ardından umudumuzu kaybetmememiz gerektiğini ifade etmiştik.
Aradan geçen günlerde yine bildiğimiz manzaralarla karşılaştık.
Televizyon ekranlarında, spor programlarında, sosyal medyada herkes konuşuyor. Kimi teknik direktör oluyor, kimi taktik uzmanı, kimi de birkaç dakikalık değerlendirmeyle takımın geleceğine hüküm veriyor.
Oysa futbol, dışarıdan göründüğü kadar kolay bir oyun değildir.
Sahada oynanan doksan dakikanın arkasında aylar süren hazırlıklar, analizler, planlar ve hesaplar vardır. Bazen bir oyuncunun anlık tercihi, bazen bir savunma hatası, bazen de birkaç santimetrelik bir fark maçın kaderini değiştirebilir.
İlk maçta topa daha fazla sahip olduk.
Daha fazla hücum ettik.
Daha fazla pozisyon ürettik.
Ancak skor tabelasında bunların hiçbiri yazmıyordu.
Yazan tek şey sonuçtu.
Rakibimiz yakaladığı fırsatları değerlendirdi ve kazandı.
Futbolun gerçeği de budur.
Peki şimdi ne yapacağız?
Daha ilk maçtan havlu mu atacağız?
Yoksa eksiklerimizi görüp yolumuza devam mı edeceğiz?
Ben ikinci seçeneğin daha doğru olduğuna inanıyorum.
Çünkü başarı, yalnızca işler yolunda giderken destek vermek değildir. Asıl başarı; işler zorlaştığında inancı koruyabilmektir.
Elbette eleştiri olacaktır.
Olmalıdır da...
Ancak eleştiri ile umutsuzluk arasında ince bir çizgi vardır.
Yapıcı eleştiri geliştirir.
Önyargılı eleştiri ise yıpratır.
Bugün teknik direktör ve ekibinin önünde önemli bir görev bulunuyor. Hataları analiz etmek, oyunu doğru okumak ve kalan maçlara en iyi şekilde hazırlanmak.
Bizlere düşen ise destek olmaktır.
Çünkü henüz son düdük çalmadı.
Önümüzde oynanacak maçlar var.
Önümüzde alınabilecek puanlar var.
Önümüzde yazılabilecek yeni hikâyeler var.
Toplum olarak bazen çok hızlı yükseliyor, çok hızlı umutsuzluğa kapılıyoruz. Oysa hayatın her alanında olduğu gibi futbolda da sabır gerekir.
İnanmak gerekir.
Beklemek gerekir.
Çünkü umut, sonucu garanti etmez; ama mücadele etme gücü verir.
Bugün ihtiyacımız olan şey de tam olarak budur.
Sonuç ne olursa olsun, ay-yıldızlı formanın yanında durabilmek...
Kazandığında alkışlamak kadar, zor günlerinde de destek verebilmek...
Çünkü gerçek taraftarlık da, gerçek birliktelik de böyle zamanlarda ortaya çıkar.
Toplumun Nefesi'nden bir not:
Erken hüküm vermeyelim.
Eleştirelim ama karalamayalım.
Bekleyelim ama umutsuzluğa kapılmayalım.
Çünkü umut bitmediyse, maç da bitmemiştir.
Kazım İlhan
Sosyolog ve Aile Danışmanı












