Merhaba kıymetli okuyucularım;
Bugün denize girdim.
Serinledim…
Masmavi denize baktım…
Fakat ne yazık ki gözüm, denizin güzelliğinden önce kumsaldaki çöplere takıldı.
Plastik şişeler…
Çekirdek kabukları…
Tek kullanımlık tabak ve bardaklar…
Yiyecek ambalajları…
İçecek kutuları…
Oysa insanlar sahillere huzur bulmaya gelir; çöp yığınlarını görmeye değil.
Geçtiğimiz yıl bu köşede "Sineğe Kızma, Çöpünü Kapat!" başlıklı bir yazı kaleme almıştım.
Aradan aylar geçti.
Ama görüyorum ki bazı alışkanlıklarımız hâlâ değişmemiş.
Çevreyi kirleten yalnızca bıraktığımız çöpler değildir.
Asıl kirlenen; çevre bilincimiz, ortak yaşam kültürümüz ve toplumsal sorumluluk anlayışımızdır.
Öncelikle emek veren tüm belediye çalışanlarına ve temizlik görevlilerine teşekkür etmek gerekir.
Sabahın erken saatlerinden gece geç saatlere kadar büyük bir özveriyle çalışıyorlar.
Ancak özellikle yaz aylarında, hafta sonlarında ve okulların tatil olmasıyla birlikte sahillerdeki insan yoğunluğu kat kat artıyor.
Çevre il ve ilçelerden gelen misafirlerimizle birlikte kumsallar daha fazla kullanılıyor.
Böylesine yoğun günlerde mevcut temizlik hizmetleri tek başına yeterli olmayabiliyor.
Bu nedenle yalnızca temizlik yapmak değil, doğru planlama ve etkin denetim de büyük önem taşıyor.
Kumsallarda yeterli sayıda çöp kutusu bulunmalıdır.
Bulunan çöp kutuları kolay ulaşılabilir noktalara yerleştirilmeli, dolduklarında ise günde bir kez değil; yoğunluğa göre iki hatta üç kez boşaltılmalıdır.
Çünkü taşan her çöp kutusu, kısa sürede etrafında yeni bir çöp yığını oluşturuyor.
Bir diğer önemli konu ise denetimdir.
Zabıta ekipleri ve ilgili kurumlar sahillerde daha görünür olmalı; çevreyi kirletenlere mevcut mevzuat çerçevesinde gerekli uyarılar yapılmalı, gerektiğinde caydırıcı idari para cezaları uygulanmalıdır.
Bazen birkaç etkili denetim, yüzlerce uyarı levhasından daha kalıcı sonuç verebilir.
Ancak en güçlü çözüm yine eğitimdir.
Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren çevre sevgisini öğretmeliyiz.
Okullarda, ailede ve sosyal yaşamın her alanında şu bilinç yerleşmelidir:
"Getirdiğini geri götürmek de çevreye saygının bir parçasıdır."
Bir başka önemli konu da evcil hayvan sahipleridir.
Sevimli dostlarımız hepimizin mutluluğudur.
Ancak onları gezdirirken yanımızda mutlaka atık poşeti bulundurmalı ve çevremizi temiz bırakmalıyız.
Bu, yalnızca bir kural değil; topluma duyduğumuz saygının da göstergesidir.
Temiz bir çevre sadece belediyelerin görevi değildir.
Temizlik görevlileri bizim ardımızı toplamak için değil; temizliğin sürdürülebilir olması için görev yapmaktadır.
Asıl görev hepimize düşmektedir.
Çünkü çevre temizliği önce vicdanda başlar.
Doğa bize bırakılmış bir miras değil, çocuklarımızdan ödünç aldığımız bir emanettir.
O emaneti kirletmeden, güzelleştirerek teslim etmek hepimizin ortak sorumluluğudur.
Gelin…
Çocuklarımıza çöplerle dolu sahiller değil;
Masmavi denizler…
Altın sarısı tertemiz kumsallar…
Temiz parklar…Temiz sokaklar…
Ve yaşanabilir bir çevre bırakalım.
Unutmayalım;
Çöpünü yere atan, yalnızca sahili değil; geleceğini de kirletir.
Temizlik belediyenin görevi olabilir; ama temiz tutmak insan olmanın sorumluluğudur.
Çünkü;
Deniz hepimizin…
Temiz tutmak da hepimizin görevidir.
Saygılarımla.
Kazım İlhan
Sosyolog ve Aile Danışmanı












