Yeni bir futbol sezonuna "merhaba" demeye hazırlanıyoruz.
Öncelikle 2026-2027 sezonunun; Süper Lig'den Bölgesel Amatör Lig'e, altyapılardan kadın futboluna, amatör branşlardan profesyonel liglere kadar tüm spor camiamıza sağlık, huzur, centilmenlik ve başarı getirmesini diliyorum.
Yıllar önce kaleme aldığım "Şiddet, aslında zayıfların hastalığıdır." başlıklı yazımda, sporun asla şiddetle yan yana anılmaması gerektiğini ifade etmiştim. O gün söylediklerimiz bugün de geçerliliğini koruyor. Çünkü spor; öfkenin değil, emeğin ve alın terinin yarışıdır.
Dünya Kupası boyunca futbol adına sevindirici bazı uygulamaları hep birlikte izledik. Oyunu gereksiz yere yavaşlatan, zaman geçirmek amacıyla yapılan sahte sakatlıklar, abartılı düşmeler ve oyunun akışını bilinçli şekilde geciktiren davranışlara karşı getirilen yeni uygulamalar, futbolun daha akıcı ve daha adil oynanmasına önemli katkılar sağladı.
Artık sadece rakibi değil, zamanı da kandırmaya çalışan anlayışın karşılığı olmayacak. Gerektiğinde oyuncunun kısa süre saha dışında beklemesi, kalecilerin oyunu geciktirmesine karşı alınan tedbirler ve taç atışlarından oyunun yeniden başlamasına kadar getirilen düzenlemeler, futbolun gerçek ruhunu korumaya yönelik önemli adımlardır.
Elbette kurallar tek başına yeterli değildir.
Kurallar kadar onları uygulayanların da aynı hassasiyeti göstermesi gerekir.
Hakemler, futbolun vicdanıdır. Verdikleri her karar milyonlarca insanın güven duygusunu etkiler. Bu nedenle VAR odasında görev yapanlar da saha hakemleri kadar büyük sorumluluk taşımaktadır. Hata elbette insana mahsustur; ancak aynı ihmallerin sürekli tekrar etmesi, güveni zedeler. Mesleğin onuru; bilgiyle, tarafsızlıkla ve sürekli gelişimle korunur. Gerektiğinde eğitim, değerlendirme ve performans denetimleri kararlılıkla uygulanmalıdır. Çünkü adalet, herkes için aynı ölçüde işletildiğinde anlam kazanır.
Yeni sezonda sadece futbolcuların değil; teknik adamların, kulüp yöneticilerinin, tribünlerin ve medyanın da kullandığı dile dikkat etmesi gerekir. Unutmamalıyız ki çocuklarımız önce bizi izliyor, sonra oyunu öğreniyor.
Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözü bugün de sporun en sağlam pusulasıdır:
"Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim."
İşte bütün mesele bu cümlenin içinde saklıdır. Başarı yalnızca kazanmak değildir; kazanırken de kaybederken de insan kalabilmektir.
Toplum olarak ihtiyacımız olan; öfkeyi büyüten değil, saygıyı çoğaltan bir spor kültürüdür. Çünkü sporun gerçek kazananı, centilmenliği kaybetmeyendir.
Yeni sezonda tüm kulüplerimize, hakemlerimize, gözlemcilerimize, antrenörlerimize, yöneticilerimize, spor basınımıza ve her yaş grubundaki sporcularımıza başarılar diliyorum.
Dilerim ki bu sezon; kavganın değil kardeşliğin, tartışmanın değil adaletin, öfkenin değil sevginin konuşulduğu bir sezon olur.
Çünkü unutmayalım:
Toplumun ve ailenin en büyük ilacı doğru iletişimdir. (Kazım İLHAN)
Sevginin özü, kendi sevgini göstermekle başlar. (Kazım İLHAN)
Adaletin güçlü olduğu yerde spor büyür, sporun büyüdüğü yerde ise toplum nefes alır.(Kazım İLHAN)
Sevgi ve muhabbetle...
Kazım İLHAN
Sosyolog – Aile Danışmanı








