Dün Samsun’da sadece bir maç oynanmadı.
Dün, uzun süredir biriken bir duygu sahaya indi: güvensizlik.
Top döndü, mücadele vardı, tempo yerindeydi.
Ama maç bittiğinde yine aynı başlık açıldı: hakem.
Atilla Karaoğlan’ın verdiği kırmızı kart, gecenin kırılma anı oldu.
Samsunspor oyunun içindeydi, denge vardı.
Bir düdük geldi… ve o denge dağıldı.
Pozisyona bakıyorsun.
Temas var, faul verirsin.
Sarı kart dersin, anlaşılır.
Ama kırmızı kart… pozisyonun ağırlığından büyük, oyunun ruhundan uzaktı.
Sorun sadece o kart değil.
Aynı maç içinde faul standardı değişiyor.
Bir temas kolay çalınıyor, diğeri görmezden geliniyor.
Avantaj oynatılması gereken yerde oyun kesiliyor.
Oyunun ritmi, düdükle parçalanıyor.
Bu küçük gibi görünen detaylar…
maçın yönünü belirliyor.
Futbolda hata olur.
Ama standart yoksa, hata büyür.
Dün verilen kart da bu yüzden tepki çekti.
Çünkü insanlar artık sadece pozisyona bakmıyor.
O pozisyonun başka maçlarda nasıl yorumlandığını da hatırlıyor.
İşte güven tam burada kırılıyor.
Yüksel Yıldırım’ın çıkışı bu yüzden önemliydi.
Sertti, tartışılırdı ama sıradan değildi.
Söz büyüdü, mesele yukarıya taşındı.
Bu bir maç tepkisi değil.
Bu, biriken bir rahatsızlığın dışa vurumu.
Ve açık konuşalım:
Bu sadece Samsunspor’un meselesi değil.
Bugün Samsunspor konuşur.
Dün başkası konuştu.
Yarın yine bir başkası konuşacak.
Fenerbahçe konuşuyor.
Galatasaray konuşuyor.
Beşiktaş konuşuyor.
Trabzonspor konuşuyor.
Herkes farklı yerden bakıyor.
Ama aynı şeyi söylüyor:
Hakemlere güven yok.
Türkiye Futbol Federasyonu ve Merkez Hakem Kurulu artık şunu görmek zorunda:
Bu mesele tek bir karar değil, bir yönetim meselesi.
Hakem atamaları tartışılıyor.
VAR müdahaleleri tartışılıyor.
Aynı pozisyonların farklı değerlendirilmesi tartışılıyor.
Bu kadar çok tartışma varsa…
orada sistem sorgulanır.
VAR geldi.
“Tartışma bitecek” dendi.
Ama tartışma büyüdü.
Çünkü mesele teknoloji değil.
Mesele güven.
Görüntü var ama ikna yok.
Karar var ama iç rahatlığı yok.
Dün verilen kırmızı kart, sadece bir oyuncuyu oyundan çıkarmadı.
Maçın akışını değiştirdi, psikolojisini bozdu.
Ve ister istemez şu soru büyüdü:
Bu maçlar gerçekten sahada mı yönetiliyor…
yoksa yorumlarla mı yön veriliyor?
Bu soru ağırdır.
Ama bu kadar sık soruluyorsa, orada problem büyüktür.












