CheryBeklenirken, Sorumluluk Kime Ait?
Bu mesele “Chery geldi mi, gelmedi mi?” meselesi değil.
Bu mesele, bir yatırım dosyasının nasıl yönetildiği meselesi.
Çünkü ortada sadece beklenti yok.
Ortada alınmış kararlar,
açılmış yollar
ve ödenmiş bedeller var.
Ve artık görmezden gelinemeyecek bir soru var:
Bu sürecin sorumlusu kim?
Chery yatırımı için Samsun’da sıradan bir süreç yürütülmedi.
Konu TBMM’ye kadar taşındı.
Mevzuatta düzenlemeler yapıldı.
Liman, lojistik ve kıyı erişimi bu yatırım için özel başlık hâline getirildi.
Yeni OSB planlaması bu dosyaya göre yenilendi.
Bu, klasik bir teşvik yaklaşımı değildir.
Bu, yatırım için alan açma iradesidir.
Türkiye’de yerli sanayiciyle nasıl çalışıldığını herkes bilir.
– Yazılı yatırım takvimi istenir.
– İstihdam ve kapasite taahhüdü alınır.
– Süre uzarsa yaptırım devreye girer.
– Teşvik varsa, geri ödeme şartı masadadır.
Bu bir tercih değil,
sistemin kendisidir.
Şimdi aynı yerden bu dosyaya bakalım.
Chery için;
mevzuat düzenlenmiş,
OSB planı değiştirilmiş,
liman ve lojistik erişimi kolaylaştırılmıştır.
Peki karşılığında ne vardır?
Chery’den alınmış, kamuoyuna açıklanmış bağlayıcı bir taahhüt var mı?
Takvim?
Kapasite?
İstihdam?
Gecikme hâlinde yaptırım?
Bu başlıklarda netlik yoktur.
Ve sorun tam da buradadır.
Bu belirsizlik sahaya şu şekilde yansımıştır:
Chery yatırımına yer açmak amacıyla,
Yeni OSB’de inşaatı devam eden Sampa Otomotiv A.Ş. bulunduğu alandan çıkarılmıştır.
Bu alan, Chery için planlanan yatırım sahasının öncelikli parçası olarak belirlenmiştir.
Bu nedenle;
– Devam eden inşaatın bir bölümü yıkılmış,
– Prefabrik yapılar sökülmüş,
– Şantiye başka bir alana taşınmıştır.
Bu adımlar “ihtimal” için atılmamıştır.
Bu adımlar, yatırımın geleceği varsayımıyla atılmıştır.
Yani Sampa,
“bekleyelim” denildiği için değil,
“bu alan Chery’ye ayrıldı” denildiği için çıkarılmıştır.
Aylar geçmiştir.
Alan boş kalmıştır.
Kamuoyu sormuştur.
Yerel basın yazmıştır.
Ancak bu süre boyunca,
yatırımın takvimi, kapsamı ve bağlayıcılığına dair
kamuoyunu netleştiren bir çerçeve ortaya konmamıştır.
İşte belirsizlik tam da burada derinleşmiştir.
Bu yük yerelde büyüyünce,
Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan şu cümleyi kurmuştur:
“Fabrika yeri hazır.
Chery gelirse gelir, gelmezse başka firmalara veririz.”
Bu söz bir rest değildir.
Bu söz bir vazgeçiş de değildir.
Bu söz,
taahhüt olmadan yürütülen bir sürecin artık taşınamadığının ifadesidir.
Ama asıl soru hâlâ geçerlidir:
Bu noktaya gelmeden önce,
neden bağlayıcı netlik sağlanmadı?
Bu yazı Chery’ye karşı yazılmadı.
Bu yazı yatırıma karşı hiç yazılmadı.
Bu yazı şunu soruyor:
Yerli sanayiciden istenen taahhüt disiplini,
yabancı yatırımcı için de aynı ciddiyetle işletildi mi?
Eğer işletilmediyse,
sorun yatırımcıda değil;
bizim yöntemimizdedir.
Yerli sanayici bu ülkede taahhütle yürür.
Devlet ciddiyeti de taahhütle ölçülür.
Eğer bir dosyada;
alan açılmışsa,
yerli firma yer değiştirmişse,
ama karşılığında bağlayıcı taahhüt alınmamışsa…
Orada yatırım değil,
yöntem sorgulanır.
Samsun üzerine düşeni yaptı.
Alan açtı.
Bedel ödedi.
Artık beklenen nettir:
Yazılı taahhüt.
Net takvim.
Açık sorumluluk.
Aksi hâlde mesele,
Chery’nin gelip gelmemesi değil;
bir yatırımı nasıl yönettiğimizdir.
Ve bu soru,
cevapsız bırakılamaz.












