Eskiden belediye başkanlığı denince akla ne gelirdi biliyor musun?
Kazılan yollar gelirdi.
Bitmeyen ama sonunda biten altyapılar gelirdi.
Sessiz sedasız yapılan, göze görünmeyen ama hayatı taşıyan işler gelirdi.
Kimsenin afişi yoktu.
Kimsenin her gün açıklaması yoktu.
Ama şehir yürürdü.
Sonra işler değişti.
Belediyecilik, yavaş yavaş şehri yönetme işi olmaktan çıktı.
Kendini anlatma işine dönüştü.
Şovun Normalleştiği Yer
Bu değişimin bir sembolü oldu.
Bir isimle birlikte bu dil meşrulaştı.
Ekrem İmamoğlu’yla belediye başkanlığı, yönetim makamından çok bir vitrine dönüştü.
Burada mesele tek başına Ekrem değil.
Mesele, onunla yaygınlaşan tarz.
Yapmaktan çok anlatmak.
Üretmekten çok görünmek.
Yönetmekten çok gündem olmak.
Ve bu tarz tuttu.
Bugün bakıyorsun, iktidar ya da muhalefet fark etmiyor.
Birçok belediye başkanı aynı dili konuşuyor.
Aynı pozları veriyor.
Aynı süslü cümleleri kuruyor.
Şehir arka planda.
Başkan ön planda.
Hizmet Değil Hikâye
Bugün birçok belediyede hizmet yapılmıyor.
Hizmet, hikayeleştiriliyor.
Şehir borç içinde.
Maaşlar gecikiyor.
Altyapı yorgun.
Ulaşım kilitlenmiş durumda.
Ama başkan her yerde.
Her gün paylaşım.
Her gün açıklama.
Her gün “yoğun mesai”.
Sanki belediye değil, kişisel reklam ofisi yönetiliyor.
Ve kimse şunu sormuyor:
Bu kadar anlatılan iş, gerçekten yapılıyor mu?
Vizyonsuzluk ve Projesizlik
Asıl tehlike burada başlıyor.
Birçok belediyede uzun vadeli vizyon yok.
Şehri on yıl, yirmi yıl sonrasına taşıyacak bir akıl yok.
Gerçek projeler yok.
İnovasyon yok.
Yeni fikir yok.
Cesaret yok.
Projeler ya kopya,
ya günü kurtarmalık,
ya da sadece sunumdan ibaret.
Sunum parlak.
İçerik zayıf.
Şehir büyüyor ama belediyenin ufku büyümüyor.
Liyakat Gidince İş de Gidiyor
Bu vitrin belediyeciliği, kadrolara da yansıyor.
Liyakat geri çekiliyor.
Yakınlık öne çıkıyor.
Ehliyet değil, sadakat aranıyor.
Teknik işler teknik olmayan ellere bırakılıyor.
Stratejik alanlar vitrin kaygısıyla yönetiliyor.
Sonra ne oluyor?
Projeler aksıyor.
Kaynaklar boşa gidiyor.
Şehir potansiyelinin çok altında kalıyor.
Ama sorun görünmüyor.
Çünkü kamera başka yöne bakıyor.
Sosyal Belediyecilik mi, Sosyal Medya Belediyeciliği mi?
“Sosyal belediyecilik” deniyor.
Kulağa hoş geliyor.
Ama yapılan işin önemli bir kısmı sosyal değil.
Gösteri.
Eskiden yardım sessizdi.
Kimse bilmezdi.
Şimdi yardım kadrajla yapılıyor.
İhtiyaç sahibinin onuru değil,
başkanın görünürlüğü korunuyor.
Bu sosyal değil.
Bu vitrin.
Hakkını Teslim Edelim
Şunu da açıkça söylemek gerekir.
Türkiye’de işini doğru yapan belediye başkanları da var.
Reklama boğmadan çalışan,
sessizce üreten,
şehrini gerçekten düşünen insanlar…
Onlar bu yazının muhatabı değil.
Bu yazı, belediyeciliği şova çeviren anlayışın.
Son Söz
Belediyeler sahne değildir.
Halk figüran değildir.
Belediye başkanlığı, kişisel kariyer planı hiç değildir.
Bir isimle başlayan bu şov dili,
bugün birçok belediyede alışkanlığa dönüştü.
Ama unutulmasın:
Şov geçer.
Alkış diner.
Şehir kalır.
Ve kötü belediyeciliğin faturası,
o şehrin geleceğinden kesilir.












