Bu hafta köşeme bir davetle başlıyorum.
Sevgili bir kardeşimin çağrısı üzerine,
kısa bir ziyaret gibi görünen ama
insanın zihninde uzun izler bırakan
çok özel bir karşılaşmayla…
Pozitif enerjisiyle,
güler yüzüyle,
bulunduğu ortama iyi gelen
çok özel bir çocukla.
Öyle ki;
onu tanıyan herkes,
yanından küçük ama kıymetli bir duyguyla ayrılıyor.
Bana da ayrılırken bu hafta “Beni de yaz” dedi. Umut can!
Ben de yazıyorum. Aslında konumuz farklıydı ama mecbur yazacağız.
Çünkü bazı çocuklar sadece sevilmez,
aynı zamanda anlatılmalıdır.
Çünkü bazı yüzler,
bir şehrin aynasıdır.
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Bu şehirde,
özel gereksinimli çocuklara gönülden sahip çıkan
çok kıymetli insanlar var.
Sessizce yapanlar…
Gösterişten uzak duranlar…
Bir karşılık beklemeden el uzatanlar…
Kimi bir etkinliğe dahil ediyor,
kimi moral oluyor,
kimi küçük ama anlamı büyük destekler sağlıyor.
Bu şehirde iyilik var.
Bunu teslim etmek gerekir.
Ama…
Bu yeterli mi?
Değil.
Çünkü bu çocukların,
sevginin ötesinde,
süreklilik isteyen çok daha fazla ihtiyacı var.
Doğru yönlendirme, ekonomik destek,
erişilebilir alanlar,
uzman desteği,
sosyal hayatın içinde yer bulabilecekleri güvenli ortamlar…
Ve bu ihtiyaçlar,
zamanla azalmıyor.
Artıyor.
Üstelik mesele tek bir çocuk da değil.
Bu şehirde,
adı bilinmeyen,
hikâyesi duyulmayan,
ama aynı desteğe ihtiyaç duyan
birçok özel gereksinimli çocuk var.
Bugün bireysel iyilikler var.
Ama yarın ne olacak?
İyilikle sistem aynı şey değildir.
Şehirler sadece iyi niyetle yönetilmez.
İşte burada
yerel yönetimlerin sorumluluğu başlar.
Geçtiğimiz günlerde
Samsun Gazetesi’nin Tekkeköy’de yaptığı röportajda
vatandaşın söylediği cümle aslında çok netti:
“Başkan iyi ama hizmet yok.”
Bakın,
hizmet bazen karmaşık değildir.
Özel gereksinimli çocuklar için
somut,
ulaşılabilir,
sürdürülebilir projeler üretmektir.
Erişilebilir parklar,
sosyal yaşam alanları,
rehabilitasyon merkezleri,
ailelere nefes aldıracak destek mekanizmaları…
Bunlar lütuf değil.
Bunlar asli görevdir.
Çünkü bir şehir,
en kırılgan olanına
ne kadar sahip çıktığıyla ölçülür.
Ve bazı meseleler
yüksek sesle konuşulmaz.
Bir çocuğun gülüşünde,
bir annenin bekleyişinde,
bir ailenin taşıdığı yükte
kendini hatırlatır.
Bu şehir,
vicdanını diri tuttuğu sürece güçlüdür.
Ve gerçek hizmet,
insanı merkeze aldığında başlar.












