Ramazan ayı münasebetiyle
ara verdiğimiz köşe yazılarımıza yeniden başlıyoruz.
Çünkü bazen susmak gerekir.
Bazen yazmamak, en doğru cümledir.
Ramazan…
Sadece oruç değildir.
Sadece aç kalmak hiç değildir.
Ramazan;
dilin de oruç tuttuğu aydır,
kalemin de…
Kırmamak için sustum.
Tartışmamak için geri durdum.
Haklı olsam bile yazmamayı tercih ettim.
Çünkü bazı doğrular,
en doğru zamanda söylenir.
Şimdi… o zaman.
Ramazan’ın bıraktığı iz,
sadece takvimde değil,
insanın içinde kalmalı.
Ve biz…
o inceliği kaybetmeden yeniden konuşacağız.
Daha dikkatli, daha net…
ama yine dimdik.
Çünkü bu köşe;
sadece yazmak için değil,
doğru zamanda doğru sözü söylemek içindir.
Kaldığımız yerden değil…
biraz daha olgunlaşarak devam ediyoruz.
Orta Doğu…
yine bir ateş çemberi.
Ama bu kez mesele,
sadece sıcak çatışmalar değil.
Aklın, stratejinin
ve sabrın sınandığı bir süreç.
İsrail’in attığı adımlar,
klasik güvenlik reflekslerinin ötesinde
bölgesel mimariyi yeniden kurma arayışı.
Fakat artık sahada
tek taraflı bir üstünlükten söz etmek zor.
Amerika’nın yükü ağır.
Küresel kırılmalar derin.
Her hamle daha maliyetli.
İsrail ise
her adımında biraz daha
denge hesaplamak zorunda.
Ve İran…
devlet aklı ve sahadaki dirayetiyle
pasif bir unsur değil.
Aksine,
oyunu zorlaştıran
bir gerçeklik.
Bugün yaşananlar
anlık değil.
Kısa vadede;
piyasalarda dalgalanma,
enerji hatlarında kırılganlık,
göç hareketlerinde artış.
Orta vadede;
ittifakların yeniden şekillendiği
bir dönem.
Uzun vadede ise;
coğrafyanın anlamının değiştiği
bir süreç.
Ve Türkiye…
bu büyük denklemin merkezinde.
Dahası,
bu ateş çemberine
çekilmek istenen bir ülke.
Bu yüzden mesele
sadece dış politika değil;
stratejik aklın,
soğukkanlılığın
ve milli duruşun meselesidir.
Böylesi bir tabloda
güç de yeniden tanımlanıyor.
Artık sadece askeri kapasite değil;
teknoloji, üretim
ve sistem kurabilme kabiliyeti belirleyici.
Savunma sanayi de
tam bu noktada öne çıkıyor.
Sadece bir güvenlik başlığı değil;
aynı zamanda ekonomik
ve stratejik bir güç alanı.
Bu alanın ticaret hacmi
önümüzdeki dönemde
çok daha büyüyecek.
Ve Türkiye,
bu büyümenin dışında kalamaz.
Çünkü mesele
sadece savunmak değil…
oyun kurabilmektir.
Ama bütün bu resmin içinde
değişmeyen tek gerçek:
İç cephe.
Birlik bir tercih değil,
zorunluluktur.
Duruş bir tavır değil,
bir güvenlik hattıdır.
Sağduyu ise
bir erdem değil,
stratejik bir ihtiyaçtır.
Çünkü bu coğrafyada güç,
sadece sahada kurulmaz.
Güç;
milletin kendi içinde
ne kadar yekpare durabildiğiyle ölçülür.
Ve unutulmamalıdır:
İçeride sağlam duran bir ülke,
dışarıda oyun kurar.
Aksi halde…
oyunun parçası olur.












