Çocukken hiçbir şey kirlenmezdi.
Çünkü kirletmeyi bilmiyorduk.
Çamura basardık, üstümüz başımız batar, kimse “ayıp” demezdi. Yalan söylemeyi beceremezdik, çıkar hesapları yapamazdık. En büyük suçumuz oyunu yarım bırakmaktı. Dünya basitti, insan netti.
Sonra büyüdük.
Ve ne yazık ki “akıllandık”.
Önce masumiyet gitti. Ardından dürüstlük esnemeye başladı. Yalanlar “idare eder” oldu, yanlışlar “şartlar öyleydi” diye savunuldu. Kimse kirli olduğunu kabul etmedi ama herkes birbirini kirletmekte ustalaştı.
Bugün çocuklara “temiz olun” diyoruz.
Asıl kirli olanı söylemiyoruz:
Sistem kirli, dil kirli, ilişkiler kirli.
Bir zamanlar paylaşmak erdemdi.
Şimdi paylaşmak, zayıflık sayılıyor.
Bir zamanlar söz namustu.
Şimdi söz, duruma göre şekil alıyor.
Çocukken düşerdik, kalkardık.
Büyüyünce düşeni itiyoruz.
Çocukken herkes oyuna dahildi.
Büyüyünce kapılar kapandı, etiketler asıldı.
En trajik olan ne biliyor musunuz?
Kimse kirlenmiş olduğunu fark etmiyor.
Herkes tertemiz görünüyor ama kimsenin elleri vicdanına değmiyor.
Çocukken dünya bizi bozmadı.
Biz büyüdükçe dünyayı bozmaya başladık.
Belki de bu yüzden çocukların gözlerine uzun süre bakamıyoruz.
Çünkü onların temizliğinde, bizim kirliliğimiz çok net görünüyor.
Ve evet…
Çocukken kirlenen sadece dizlerdi.
Büyüdükçe kirlenen, insanın kendisi oldu.












