Gazze, artık yalnızca bir coğrafya değil; insanlığın en karanlık aynası.
O aynaya her baktığımızda, gördüğümüz sadece savaşın izleri değil; suskunluğumuzun, duyarsızlığımızın, kaybolan vicdanımızın yansımasıdır.
Bir çocuğun boş bir tencereye baktığı gözlerde, dünyadaki en ağır soru gizlidir:
— “Neden biz?”
Bu soru, hiçbir hükümetin, hiçbir kurumun değil; her birimizin kalbine yöneltilmiştir. Çünkü açlıktan ölen bir çocuk, aslında insanlığın toprağa düşen son damla vicdanıdır.
Gazze’de çocuklar artık oyun oynamıyor. Taşlarla ev yapmıyorlar, çünkü evleri taşın altında kalmış. Rüyalarında ekmek kokusu değil, bombaların sesi var. Ama yine de bir mucize gibi sabah oluyor ve bir anne, çocuğunun saçlarını okşayıp fısıldıyor:
— “Bugün de yaşayacağız yavrum.”
O anne, o çocuk, o baba… Onlar, dünyanın unuttuğu bir köşede hâlâ insan kalmanın onurunu taşıyorlar.
Ve biz, rahat sofralarımızda otururken, o aynaya her baktığımızda şu gerçeği hatırlamalıyız:
Gazze sadece açlıktan değil, dünyanın suskunluğundan ölüyor.
Eğer bir gün bu aynada yeniden yüzümüzü görebilmek istiyorsak, önce vicdanımızla yüzleşmeliyiz.
Ve
Yemekten, yataktan
Rahatlıktan Utanırmış insan...












