Hayat bazen bize büyük sözler verir; çoğu zaman tutamayacağını bile bile… Yine de inanırız. Çünkü insan, umudu cebinde taşımadan yürüyemez bu uzun yolculukta. Belki de bu yüzden “vaat edilen ömrün kandıran yolcularıydık aslında.” Kim bilir?
Bir masanın iki ucunda soğumaya yüz tutmuş çaylar vardır ya hani… İşte bizim çaylarımız da hep yarı kaldı. Tıpkı tamamlayamadığımız sohbetlerimiz, vakitsiz kopan kahkahalarımız, adını koyamadığımız özlemlerimiz gibi. Bir türlü son yuduma gelemedik; çünkü ya zaman daraldı ya da kalbimiz. O çaylar, bize hep bir şeylerin eksik kaldığını fısıldadı.
Hayatın telaşı, bize ait olanı bizden çaldı çoğu zaman. Bir bakmışız yıllar geçmiş, biz hâlâ aynı masada oturduğumuzu sanıyoruz. Oysa masayı çoktan toplamışlar, çaylar soğumuş, kelimeler küsmüş. Yarım kalan her şey, aslında içimizde büyüyen bir hatırlatma: “Bir gün tamamlanacağım,” der gibi.
Ama belki mesele tamamlamak değildir; yarım kalabilme cesaretidir. Çünkü her yarım, bir devam ihtimalidir. Bir kapı, bir iz, bir hatıra bırakır ardında.
Ve şimdi geriye dönüp baktığımızda anlıyoruz ki; biz aslında kandırılmış değil, kandırılmaya gönüllü yolculardık. Umudun, hayalin, beklentinin bizi götürdüğü her yolda biraz daha büyüdük, biraz daha öğrendik.
Belki de hayatın güzelliği, bu yarımlarda gizlidir. Çünkü tamamlanmış hiçbir şeyin hikâyesi olmaz; ama yarım kalanların anlatacakları çoktur.
Biz de işte tam orada duruyoruz: Vaat edilen ömrün üzerinde, kendi hikâyesini yarımlardan kuran yolcular olarak.












