Gazze’nin yıkık sokaklarında sessiz ama dimdik duran bir güç var: Anneler.
Kendi açlığını unutup çocuğuna yalan bir gülümseme sunan, “Ben tokum yavrum, sen ye” diyebilen anneler…
Açlığın, yoksulluğun, savaşın en derin yarasını onlar taşıyor ama kimse duymuyor onların sessizliğini.
Bir annenin elleri, artık hamur değil taş yoğuruyor; çünkü un kalmamış. Yine de umutla bir şeyler yapmaya çalışıyor.
Bir baba, çocuğuna su bulamayınca avuçlarına birkaç damla yağmur biriktiriyor.
“Bak oğlum, Allah su gönderdi” diyor.
Açlığın ortasında bile inancı, sevgiyi, umudu koruyan bu insanlar, insanlığın onurunu omuzluyor.
Gazze’de birçok baba, günlerdir aç.
Çünkü buldukları azıcık yiyeceği hep çocuklarına veriyorlar.
Onlar için aç kalmak bir kader değil, bir fedakârlık biçimi.
Ve o fedakârlık, insanlığın hâlâ ölmediğini gösteren tek şey belki de.
Açlığın sessiz kahramanları…
Ne manşetlere çıkarlar, ne ödül alırlar.
Ama bir çocuğun yaşamasını sağladıkları her gün, insanlık biraz daha onurlanır.
Biz uzaktan izlerken, onlar hayatta kalmak için değil, insan kalmak için direniyorlar.
Çünkü Gazze’de yaşamak artık nefes almak değil; direnmenin, sevmeyi sürdürmenin, umudu kaybetmemenin adıdır.












