Günlerden pazartesi.
Saat: belirsiz.
Zaman duygusu kayıp.
Ama hisler?
Tetikte.
Telefonuma bakıyorum.
Bildirim yok.
Ama yine de açıyorum.
Son görülmelerin, mavi tiklerin, çevrim içilerin dünyasındayım.
Ama ben?
Kapalı bir sohbet penceresiyim.
Kimseye yazmıyorum.
Yazsam da silip duruyorum.
“Merhaba” yazıyorum.
Sil.
“Sen de bazen kendini eksik hissediyor musun?”
Sil.
“Ben aslında sadece sarılmak istedim ama emojilerle yetindim.”
Tam göndereceğim…
YİNE SİL.
Çünkü ben bir mesaj değilim.
Ben gönderilmeyen tüm duyguların vücut bulmuş hâliyim.
Ve evet, bazen bir insanı değil,
bir “yazıldı ama atılmadı” hâlini özlüyorum.
WhatsApp’ı kapatıyorum.
Ama kendimi kapatamıyorum.
O kadar çok şey birikti ki içimde, sanki ruhumda 128 adet okunmamış mesaj var.
Kimi “Nasılsın?”
Kimi sadece “...”
Kimi “Keşke zamanında söyleyebilseydim.”
Birinin bana "yazıyor..." olduğunu görmek istiyorum.
Ama olmuyor.
Hiç kimse beni yazmıyor.
Sadece hayat...
O da eksik karakterlerle.
Grup sohbetlerinden çıkıyorum.
Çünkü hiçbirinde “sen yoksan bir eksiğiz” demiyorlar.
Ben de kendime özel bir grup açıyorum:
“Biraz Daha Dayanır Mıyız?”
Katılımcı: sadece ben.
Durum: çevrim dışı ama sürekli aktif acı çekiyor.
Ve işte o an anlıyorum:
Ben bir açılmamış mesajım.
Kendime bile.
Bazen hepimiz bir bildirim hayaliyle yaşıyoruz.
Ama içimizde yıllardır okunmayan bir mesaj var.
Ve belki de…
o “yazıldı ama atılmadı” mesaj, hepimizizdir.












