Malumunuz…
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında “mutlak butlan” kararı verildi.
Siyasetin gündemi bir anda değişti.
Ekranlar hareketlendi.
Sosyal medya gerildi.
Parti koridorlarında aynı soru konuşulmaya başlandı.
Peki nedir mutlak butlan?
En sade haliyle bir işlemin baştan itibaren geçersiz sayılmasıdır.
Yani mahkeme hukuki zeminin sakatlandığı kanaatine varmıştır.
Bu durumda kurultay sonrası oluşan yönetim yapısı da tartışmalı hale gelir.
Dava kurultay sürecindeki usulsüzlük iddiaları üzerine açılmıştır.
Delegelerin iradesinin etki altına alındığı ileri sürülmüştür.
Parti içi demokratik işleyişin zedelendiği iddia edilmiştir.
Mahkeme ise bazı iddiaların hukuken karşılık bulduğuna kanaat getirmiştir.
Elbette süreç burada sona ermiş değildir.
Dosya yüksek yargı denetimine taşınacaktır.
Son sözü yine hukuk söyleyecektir.
Fakat bugün konuşulması gereken mesele yalnızca hukuk değildir.
Çünkü Türkiye çok hassas bir dönemden geçmektedir.
Ekonomik kırılganlıkların arttığı bir dönemdeyiz.
Bölgesel gerilimlerin büyüdüğü bir dönemdeyiz.
Toplumun zaten yorgun olduğu bir dönemdeyiz.
Ve böylesine hassas bir atmosferde siyasi krizlerin dili daha da önem kazanmaktadır.
Çünkü artık en küçük tartışma bile toplumsal tansiyonu yükseltebiliyor.
Bir açıklama yapılıyor.
Ardından herkes saf tutmaya başlıyor.
Bir cümle kuruluyor.
Sonra mesele memleket meselesine dönüşüyor.
Sosyal medya ise çoğu zaman aklı değil öfkeyi büyütüyor.
Oysa siyaset öfkeyi büyütme makamı değildir.
Siyaset kriz anlarında toplumu sakin tutma sorumluluğudur.
Bugün ihtiyaç duyulan şey sertlik değildir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey sağduyudur.
Çünkü bazen haklı çıkmak yetmez.
Memleketin huzurunu koruyabilmek gerekir.
Tam da burada iki genel başkana büyük sorumluluk düşmektedir.
Atılacak her adım önemlidir.
Kurulacak her cümle önemlidir.
Verilecek her mesaj toplumu doğrudan etkilemektedir.
Bir taraf rövanş diliyle konuşmamalıdır.
Diğer taraf meydan okuma psikolojisine teslim olmamalıdır.
Çünkü siyaset kurumu yıprandığında kaybeden yalnızca partiler olmaz.
Toplum da yorulur.
Devlete olan güven de zarar görür.
İnsanlar birbirini anlamamaya başlar.
Tam da bu yüzden siyasette nezaket artık bir tercih değildir.
Bir zorunluluktur.
Nezaket devlet ciddiyetidir.
Nezaket rakibini düşmanlaştırmadan mücadele edebilmektir.
Nezaket kriz anlarında tansiyonu düşürebilmektir.
Nezaket kazanırken toplumu kaybetmemektir.
Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı yeni tartışmalar değildir.
Yeni cepheler değildir.
Yeni gerilim alanları değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı olgunluktur.
Türkiye’nin ihtiyacı sükûnettir.
Türkiye’nin ihtiyacı sağduyudur.
Çünkü bu millet gerilimden çok yoruldu.
Bu ülke kutuplaşmadan çok çekti.
Artık insanların birbirine bağırdığı değil birbirini anlamaya çalıştığı bir siyasete ihtiyaç vardır.
Tarih bazen liderlere makamdan daha büyük sorumluluklar yükler.
Bugün de tam olarak böyle bir gündür.
Mesele artık kimin kazanacağı meselesi değildir.
Mesele Türkiye’nin bu süreci nasıl yöneteceği meselesidir.
Hukuk işlesin.
Siyaset olgunluk göstersin.
Toplum yeni bir gerilim hattına mahkûm edilmesin.
Ve herkes şunu unutmasın…
Bu ülke hepimizin.












