Bazı insanlar vardır.
Siyasete girerler.Çalışırlar mücadele ederler.Hata yaparlar.
Kendilerini düzeltirler.Yıllar içinde olgunlaşırlar.
Sonra yükselirler.Bu, kimseyi rahatsız etmez.
Çünkü emeğin yükselişi, teşkilatın da gururudur.
Bir de bazıları vardır.Ne zaman geldikleri bilinmez.
Hangi kapıdan girdikleri hatırlanmaz.
Hangi zor günde nerede durdukları sorulduğunda cevap veren çıkmaz.
Hangi davanın yükünü omuzladıkları bilinmez.
Ama bir bakarsınız, en öndedirler.En yetkili masadadırlar.
En kritik kararların içindedirler.
İşte buna siyasette gökten zembille inmek denir.
Ülkücü hareket hiçbir zaman makam üretme merkezi olmamıştır.
Bir karakter mektebi olmuştur.
Önce dinlemeyi öğretmiştir.Sonra sabretmeyi,
Sonra fedakârlığı, en sonunda ise sorumluluk almayı.
Çünkü ülkücülük sadece aynı cümleleri kurmak değildir.
Aynı çileyi paylaşabilmektir.
Sadece aynı fotoğraf karesinde yer almak değildir.
Aynı davanın yükünü omuzlayabilmektir.
Bugün en büyük kırgınlık da tam burada başlıyor.
Mesele birilerinin görev alması değildir.
Mesele yıllarını bu harekete vermiş insanların yok sayılmasıdır.
Çünkü görmezden gelinen her emekSessiz bir kırgınlığa dönüşür.
Sessiz kırgınlıklar ise zamanla teşkilatların en ağır yükü olur.
İnsanlar bazen konuşmaz.İtiraz da etmez.
Ama gönlünden çekilir.Asıl kayıp da budur.
Bir teşkilat üyelerini kaybettiğinde değil...
Heyecanını kaybettiğinde zayıflar.
Hiç kimse bulunduğu makamı yalnızca kendi başarısının sonucu sanmamalıdır.
O koltukların altında...
İsimsiz insanların alın teri vardır.
Yıllarca hiçbir karşılık beklemeden çalışanların duası vardır.
Davaya omuz veren büyüklerin emeği vardır.
Şehitlerin emaneti vardır.
Bu emanet sadece taşınmaz.
Hakkıyla temsil edilir.
Elbette her görev kıdeme göre verilmez.
Liyakat vazgeçilmezdir.
Bilgi değerlidir.Kabiliyet önemlidir.
Ancak teşkilat hafızasını yok saymanın bahanesi de olamaz.
Çünkü hafızasını kaybeden hareketler...
Yönünü de kaybeder.
Bugün belki birçok makam sahibinin adı konuşuluyor.
Ama yarın insanlar o makamı değil...
O makamı nasıl elde ettiğini konuşacak.
Siyasetin en büyük imtihanı da budur.
Makama ulaşmak değil o makama yakışmaktır.
Son yıllarda bir başka tehlikeli anlayış daha büyüyor.
Davaya hizmet etmek yerine, davayı kişisel kariyer basamağına dönüştürmek.
Koltuğu dava için kullanmak yerine, davayı koltuk için kullanmak.
İşte bu anlayış, en büyük tahribatı sessizce yapıyor.
Çünkü makam hırsı, dava şuurunun önüne geçtiği gün...
Kardeşlik zedelenir.Vefa unutulur.Samimiyet sorgulanır.
Oysa ülkücülük; rüzgâra göre yön değiştirmek değildir.
Şartlara göre saf değiştirmek değildir.
İmkâna göre dava hatırlamak hiç değildir.
Ülkücülük;
Kimsenin görmediği zamanlarda da aynı çizgide yürüyebilmektir.
Alkış varken değil...
Yalnız kalındığında da aynı sözü söyleyebilmektir.
Gerçek dava adamı, makam gelince değişen değil...
Makam gelse de değişmeyendir.Çünkü makam insanı büyütmez.
Karakteri ortaya çıkarır. Ve unutulmamalıdır ki...
Teşkilatların hafızası güçlüdür.
Ülkücü hareketin hafızası ise çok daha güçlüdür.
Bugün alkışlanan isimler yarın unutulabilir.
Ancak vefasıyla iz bırakanlar...
Sadakatiyle örnek olanlar...
Mücadelesiyle güven verenler...
Her zaman hayırla yâd edilir.
Çünkü ülkücülük; kartvizite yazılan bir unvan değildir.
Ömür boyu taşınan bir erdemdir.
Ve erdem, Hiçbir zaman gökten zembille inmez.












