Merhaba kıymetli okuyucularım,
Öyle bir çağdayız ki
yalnızlık bile kendine yer bulamıyor
adı var
ama kendisi yok gibi…
Bir kahve fincanı durur önümüzde
dumanı tüter hâlâ
ama biz
ekranlara bakarken soğur içimiz
Kalabalıkların ortasında
sessizce eksilir insan
dokunmadan geçer bakışlar
duymadan konuşur diller
Sor kendine şimdi:
Bu mu yalnızlık?
Yoksa
yalnızmış gibi hissettirilmek mi bize?
Eskiden yalnızlık
bir sığınaktı
insanın kendine vardığı
kendiyle yüzleştiği bir yoldu
Bir yazarın gecesi mesela
kimsenin bilmediği bir saatte
kelimelere dökülen iç sesi
ya da bir düşünürün
yürüyüşlere bıraktığı zihni…
Yalnızlık üretirdi o zaman
insanı kendine getirirdi
Şimdi…
Kulaklıklar var kulaklarımızda
ama kimse kimseyi duymuyor
gözler ekranlarda
ama kimse kimseyi görmüyor
Aynı odada
farklı dünyalarda yaşayan insanlar
aynı evde
birbirine uzak kalpler
Birlikteyiz diyoruz
ama değmiyoruz birbirimize
İşte burada ayrılıyor yol:
Bir yalnızlık var
seçilen…
Bir yalnızlık var
dayatılan…
Biri insanı büyütür
diğeri içten içe tüketir
Şimdi biz
hangisini yaşıyoruz?
Zihnimiz susmuyor artık
bildirimler
düşüncelerimizi bölüyor
sessizlik bile
gerçek bir sessizlik değil
Sadece
gürültünün kısa molası…
Ve insan
en çok burada kayboluyor
kendi sesini duyamadığı yerde
Belki de mesele şu değil:
yalnız olmak…
Belki de mesele
yalnız kalamamaktır
Kendine varamayan insan
her yerde eksik kalır
kalabalıklar içinde bile
içinde bir boşluk taşır
Ve belki de artık
şu soruyu sormalıyız kendimize:
Biz yalnız kalmayı mı unuttuk
yoksa
yalnızlığa bile izin verilmeyen
bir çağda mı yaşıyoruz?
Hoşça kalın.
Kazım İLHAN
Sosyolog ve Aile Danışmanı












