Merhaba kıymetli okuyucularım; her gün tonlarca yiyecek çöpe atılırken insanların aç kalması ne kadar adil? Sizce adil bir dünya var mı?
“Komşusu açlıktan kıvranırken tok yatan kimse iman etmiş olamaz.”
(İbn Ebî Şeybe, Musannef, Îmân ve Rü’yâ)
Bu sözü geniş perspektiflerde düşündüğümüzde aslında insanlık suçu işliyoruz. Çünkü hiç kimse açlığı hak etmiyor.
Bugün sizlere iki ailenin yaşanmışlığını paylaşmak istiyorum.
İnanıyorum ki okuduktan sonra “Acaba çevremizde böyle aileler var mı?” diyeceksiniz.
Buyurun birlikte okuyalım.
Bir Bardak Pirinç
Kapı çaldı. Bir çocuk bir su bardağı uzattı.
İftara bir saat kadar vardı.
“Abla,” dedi, “annem çorbaya koyacakmış, bir bardak pirinç istedi.”
“Tamam,” dedim ama merak ettim:
“Sen kimin kızısın bakayım?”
Üç ev aşağıda, en alt kata yeni taşınan birilerinden bahsetti. Pirinci verince utandı sanki, çekip hemen gitti.
Ertesi gün, yine aynı saatte, aynı kız geldi.
Aynı bardak, aynı istek...
Para istese ya da büyük bir kapla gelse “dilenci” diye düşüneceğim.
Ama bardak aynı, istenilen pirinç aynı.
Verdim fakat bu kez “Seninle geleceğim.” dedim.
Sokağa çıkmak da yasak, kimse görmeden hemen vardık.
Müsaade isteyip içeri girdim.
Eskiden de bilirdim o evi.
Bir sofra vardı yerde, etrafında iki çocuk daha bekliyordu.
Sadece turşu koymuşlardı sofraya.
Dört kaşık vardı.
Korkuyla, garip garip bakıyorlardı.
Annesi mutfaktan geldi, “Hoş geldin abla.” dedi.
Pirinç için teşekkür etti.
Çocuklara “Siz oturun.” dedim, annesini dışarıya kadar çağırdım.
“Hayırdır abla, bu ne haldir?” diye sordum.
Kadıncağız anlatmaya başladı:
“Belki bilirsin, geçen ay geldik bu eve. Diğer evden çıkardılar, eşim vefat edince.
Ucuz diye burayı tuttum. Elde avuçta ne varsa onunla idare ettik.
Ama bu hastalık gelince, lokantadaki patron da ‘Hadi bakalım, eve.’ deyince…
Cebimdeki para da bitince kaldık ortada böylece.
İlk akşam ev sahibine, sonra yandakine, olmadı diğerine gittim.
Bir bardak pirinç için yalvardım.
Onlarda da yokmuş.
Verirlerdi sanırım olsa.
Sonra size yolladım kızımı.
Siz verince içine biraz salça katıp çorba yaptım.
Pazartesi temizlik işi buldum ama bu akşam da çocuklar sofra kurmadan uyumazlar asla.
‘Pilav yaparım.’ dedim.
Aynı kapıya umutsuzca kızımı gönderdim.
Ne olur kızmayın, söz veriyorum pazartesi akşamı ödeyeceğim.”
Eve vardım, buzdolabını açtım.
Kahvaltılıktan ete kadar ne varsa boşalttım.
Bir baktım, sokağa ekmek arabası da gelmiş.
Ondan da pide ve ekmek aldım.
Ezan’a beş dakika kala evlerine varıp bıraktım.
O çocukların poşetleri açtıkça, her şeyi sofraya koyduklarını gördüm.
O an daha fazla dayanamadım, evime döndüm.
İftarı açtık eşimle.
“Allah kabul etsin.” dedi.
“Hanım, pazartesi ben gider yine alırım.”
Ama gece sahurda, “Var mı bir şey?” diye sordu.
“Var, makarna da un da var. Sen iste, börek bile yaparım sabaha kadar.” dedim.
Gülüştük. Mutluyduk çünkü ekmeğimizi bölüşmüştük.
Sabah, eşim ev sahibine gitmiş, muhtardan bilgi almış.
Akşam üstü geldi:
“Hani biz bu sene ilk defa umreye gidecektik ya, ama yasak geldi erteledik...
Gittik sayalım mı? Umremizi Rabbime satalım mı?” dedi.
Ne demek istediğini anladım.
Sarılıp ellerine “Allah senden razı olsun.” dedim.
Bir zarf getirdim, doldurduğum gibi ablaya verdim.
Onun sevinç gözyaşlarını gördükçe içim yanıyor olsa da rahatladım.
Kolay değildi.
Bir daha o kadar parayı nereden bulacaktık, bilmiyordum.
Eve döndüm.
Eşim secdede dua ediyordu.
“Sen öğleni kılmıştın, bu ne namazı şimdi?” dedim.
“Az önce umre namazını kıldım.” dedi.
“Haydi sen de kıl, Allah kabul etsin diye yalvaralım.”
Sonuç olarak;
Bir kimse, başkasının mutsuz ve muhtaç olduğu zaman bunu umursamayarak kendisi cimrilik ve vurdumduymazlık gösteriyorsa insan olamaz.
Düşündürebilmek, gelecek için üretilecek ürünün ana kapısıdır. (Kazım İLHAN)
Bu sözün ne kadar önemli olduğunu konular işlendikçe fark edeceğimizden eminim.
Toplumun ve ailenin en büyük ilacı doğru iletişimdir. (Kazım İLHAN)
Sizlerin düşünce ve duygularınız benim için önemli.
Paylaşmak ve paylaşılmasını istediğiniz konularınızı bekliyorum.
Saygılarımla.
Birlikte siz, biz demeden, sıcak, sevecen ve mutlu birlikteliklerin bir arada olduğu, sağlıklı ve neşeli yarınlar dilerim.
Hoşça kalın.











