Merhaba kıymetli okuyucularım;
Ülkemizin önemli değerlerinden biri olan bilim insanı, eğitimci ve siyasetçi Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999’da evinin önündeki arabasına konan bir bomba sonucu hayatını kaybetmişti.
1978 yılında Bülent Ecevit hükümetinde kültür bakanı olan Kışlalı, Kültür Bakanlığı aracılığıyla Ulusal Kültür dergisini yayımlamıştı.
Bugün sizlerle, eşi Nicole (Nilgün) Kışlalı hakkında Kışlalı’nın anlattıklarını paylaşmak istiyorum.
Nilgün’ün Türkiye’ye gelişi ve dönüşümü
Tanıdığımda adı Nicole’dü. Sevgisi uğruna doğduğu toprakları, ailesini ve alışkanlıklarını bırakıp Türkiye’ye geldi. Adını değiştirmemiş, 25 yıllık geçmişiyle köprüleri atmış ama adını ve inancını korumuştu.
Kışlalı soyadını aldıktan sonra, hamileliğinin son aylarında büyük bir mutlulukla kapıda karşılamıştı onu:
“Hem Türk, hem Müslüman olmak istiyorum. Ben Tanrı’ya inanırım. Senin Tanrın ile benimki farklı değil ki. Çocuklarımız iki toplum arasında kalmamalı.”
O gece “Kelime-i Şahadet”’i sabırla ezberlemiş ve ertesi sabah Ankara Müftülüğü’nden aldığı belgelerle artık Nilgün Kışlalı olduğunu kanıtlamıştı.
Nilgün’ün yaşamı ve kişiliği
Nilgün, her zaman çalıştı: sekreterlik yaptı, mağaza yönetti, halkla ilişkiler ve protokol danışmanlığı üstlendi. Hem evde hem dışarıda başarılı oldu, yaptığı her işe yüreğini verdi.
Kendi evinde komşuların hayretle izlediği şekilde merdivenleri sabunlu sularla siler, yabancı konuklar için Türklerin temizliği konusunda utanç duyardı.
O, tüm insanları severdi; artık **“biz Türkler”**dendi ve ulusal günlerde bayrak asar, çocuklarına Atatürk’ün büyüklüğünü anlatırdı. Dini geleneklere saygı gösterir, ihtiyaç duyduğunda Hacı Bayram’a gider dua eder, yurtdışında ise kiliselerde de gönül huzuruyla mum dikmekten çekinmezdi.
Nilgün, oruç tutar, kurban keser ve herkese yardım ederdi. Kendisi bir insan sevgisi ve iyilik sembolüydü.
Mücadele ve sevgi dolu yaşam
Bir yurtdışı resmi gezi dönüşünde, sağcı basının kurguladığı iftiralara rağmen her zaman Türk ve Müslüman kimliğiyle gurur duymuştu. Çiçekleri, hayvanları, çocukları, yaşlıları, Tanrı’yı ve Atatürk’ü severdi. Hastaları ziyaret eder, onlara umut dağıtırdı.
Nilgün, sanat ve müzikten de büyük keyif alırdı; Piaf’ı, Pavarotti’yi, Sezen Aksu’yu ve Orhan Gencebay’ı beğenirdi.
Türk bayrağı ile gömülmek istediğini ilk kez dostlarıyla paylaşmış, arkadaşları da bu dileğini yerine getirmişti.
Her iki değerli insan da nur içinde yatsın.
Düşündürebilmek, gelecek için üretilecek ürünün ana kapısıdır. (Kazım İLHAN)
Toplumun ve ailenin en büyük ilacı doğru iletişimdir. (Kazım İLHAN)
Sizlerin düşünce ve duyguları benim için çok kıymetli. Paylaşmak ve paylaşılmasını istediğiniz konularınızı bekliyorum.
Birlikte, siz-biz demeden, sıcak, sevecen ve mutlu birlikteliklerin olduğu sağlıklı ve neşeli yarınlar dilerim.
Hoşça kalın.











