Merhaba kıymetli okuyucularım;
Mevlana gibi anlamak ve sevmek… Yapabilir miyiz? Neden olmasın.
Mevlana, “Ben dostlarımı ruhumla severim” derken, doğumdan ölüme kadar geçen yaşamı şiirsel bir dille ifade etmiştir. Bu anlamı sizlerle paylaşmak ve düşündürmek istedim. Buyurun, birlikte okuyalım:
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum, ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi, sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi… Ağladım. Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
Zamanı öğrendim. Yarıştım onunla… Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını öğrendim.
İnsanı öğrendim. Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu… Her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim. Sonra güvenmeyi… Güvenin, sevgiden daha kalıcı olduğunu ve sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
İnsan tenini öğrendim. Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu… Ve ruhun aslında tenin üstünde olduğunu fark ettim.
Evreni öğrendim. Sonra evreni aydınlatmanın yollarını… Sonunda, evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatman gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim. Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini. Ve ekmeği hakça paylaşmanın, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
Okumayı öğrendim. Kendime yazıyı öğrettim. Bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…
Gitmeyi öğrendim. Sonra dayanamayıp dönmeyi… Daha sonra kendime rağmen gitmeyi.
Dünyaya tek başına meydan okumayı genç yaşta öğrendim. Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiğini fark ettim.
Asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.
Düşünmeyi öğrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi… Sonra sağlıklı düşünmenin, kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde… Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün. Ve gerçeğin acı olduğunu… Sonra, kararında acının yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını fark ettim.
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
Ve sonunda Mevlana şöyle diyor:
“Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim. Olur ya… Kalp durur… Akıl unutur… Ben dostlarımı ruhumla severim. O ne durur, ne de unutur.”
Düşündürebilmek, gelecek için üretilecek ürünün ana kapısıdır. (Kazım İLHAN)
Toplumun ve ailenin en büyük ilacı doğru iletişimdir. (Kazım İLHAN)
Birlikte, siz-biz demeden, sıcak, sevecen ve mutlu birlikteliklerin olduğu sağlıklı ve neşeli yarınlar dilerim.
Hoşça kalın.











