Kıymetli Okuyucularım,
Kadın deyince insanın aklı çoğu zaman çocukluğuna gider. Çünkü o yılların en büyük emekçileri, en görünmeyen kahramanları annelerimizdi.
İmkânlar kısıtlıydı. Bugünkü gibi bulaşık makineleri, çamaşır makineleri, fırınlar, elektrikli süpürgeler yoktu. Çamaşırlar elde yıkanır, ütünün içine kömür konur, sabırla saatlerce ütü yapılırdı. Yemekler, evin işleri, çocukların bakımı… Hepsi aynı omuzların üzerindeydi.
Annemizi düşünün…
O da bir çalışandı.
Ama işvereni yoktu.
Maaşı yoktu.
Mesai saati yoktu.
Buna rağmen o, dibine kadar hayatın emekçisiydi.
Çoğu zaman beklentisizdi.
Tıpkı evcil hayvanlar gibi… Verirsen yerler, vermezsen “neden vermedin” diye sormazlar ya; annelerimizin emeği de çoğu zaman böyle görülürdü. Ne hesap sorarlardı ne de karşılık beklerlerdi.
O yüzden diyorum ki;
Kadının emeğinin kıymetini bilmemek için insanın vicdanını kaybetmiş olması gerekir.
Bugün şartlar değişmiş olabilir. Evlerde teknolojik imkânlar artmış olabilir. Fakat hayatın yükü azalmış değildir. Aksine birçok kadın artık hem evinin içinde hem de iş hayatında emek veriyor.
Sabah işe gidiyor, akşam eve geliyor, yine evin yükünü omuzluyor.
Hele bir de kirada oturan, geçim derdiyle mücadele eden aileleri düşünün…
Hayat gerçekten zor.
Bazen tuzu kuru olanlar kolay konuşur:
“Ev alsaymış…” der geçer.
Oysa yaşamayan bilmez.
Yaşamayanın anlaması da zordur.
Empati dediğimiz şey tam da burada başlar:
“Gel bir gün bu tarafta yaşa da hayatın çilesini gör.”
Bu nedenle ben hem geçmişte hayatın yükünü sessizce taşıyan annelerimizi, hem de bugün hem çalışan hem de evinin ocağını tüttürmeye çalışan kadınlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Elbette burada erkeklere de önemli bir sorumluluk düşmektedir.
“Hayat müşterek” sözü sadece lafta kalmamalıdır.
Eşler birbirine destek olmalı, yük paylaşılmalıdır. Çünkü evlatlar aile içinde ne görürse onu öğrenir. Çocuklarımıza sonradan öğüt vermek yerine, yaşatarak örnek olmak gerekir.
Unutmayalım;
Ağaç yaşken eğilir.
Eğer hayat bir terazi ise, o terazinin dengede durması gerekir. Adaletin olduğu bir evde huzur olur. Huzurun olduğu bir evde sevgi olur. Sevginin olduğu bir evde ise hayatın bacası tüter.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü…
Bir kutlama günü olmanın ötesinde aslında bir vicdan muhasebesi günüdür.
Kadını hor gören, kadına şiddet uygulayan, onu bir eşya gibi gören zihniyetler ne yazık ki hâlâ dünyanın birçok yerinde varlığını sürdürmektedir.
Kadın cinayetleri, çocukların öldürüldüğü vahşi olaylar… Bunlar insanlığın en büyük utançlarından biridir.
Oysa hiçbir insan, hiçbir insanın malı değildir.
Evlilik nasıl kutsal bir birliktelikse, gerektiğinde saygı çerçevesinde ayrılabilmenin de doğru bir bilinç olduğunu kabul etmek gerekir.
Benim temennim çok büyük şeyler değildir.
Kadınların öldürülmediği,
Çocukların ağlamadığı,
Ailelerin sevgiyle gülebildiği,
İnsanların birbirine saygıyla baktığı bir toplum…
Ve o toplumda, emekleri çoğu zaman görünmeyen ama hayatın temelini oluşturan kadınlarımızın değerinin gerçekten bilinmesi.
Bu vesileyle;
Hayatın yükünü sessizce taşıyan annelerimizin,
Evinin ocağını tüttüren emekçi kadınlarımızın,
Hem çalışıp hem aile kuran fedakâr kadınlarımızın
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü saygıyla, minnetle ve yürekten kutluyorum.
Hoşça kalın.
Kazım İlhan
Sosyolog ve Aile Danışmanı
Toplumun Nefesi













Kaleminize, yüreğinize sağlık, istifade ettik, tebrikler.