Bazı insanlar vardır…
Bir şey söylersin, “Tamam” der.
Bir daha söylersin, “Unutmadım” der.
Üçüncü kez söylersin, bu defa yüzüne bakıp “Neden bu kadar üzerine düşüyorsun?” diye sorar.
İşte insanın sabrını tüketen de tam olarak budur.
Çünkü mesele yapılan iş değildir.
Mesele, yapılması gerekeni görmek için illa birilerinin söylemesini beklemektir.
Adam olan söylenir.
Adam olandan istenir.
Ama bazıları vardır ki onlardan istemeye insan utanır.
Çünkü bilirsin; söylemezsen yapmaz.
Beklersin…
Belki fark eder dersin.
Belki kendi düşünür dersin.
Belki “Bunu da benim söylememe gerek kalmadan anlar” dersin.
Ama nafile.
Sen sustukça o rahatlar.
Sen bekledikçe o bekler.
Sen kırıldıkça o hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eder.
Sonra bir gün insan kendi kendine sorar:
“Ben neden hep söylemek zorundayım?”
İşte o soru, aslında birçok ilişkinin bittiği yerdir.
Çünkü insan bazen yaptığı işten değil, hep hatırlatmak zorunda kalmaktan yorulur.
Bir insanın yanında olmak için davet beklenmez.
Bir arkadaşın derdini anlamak için illa “Başım dertte” demesi gerekmez.
Bir büyüğün ihtiyacını görmek için “Şunu da yapar mısın?” demesini beklemek gerekmez.
Bir işin eksik olduğunu görmek için talimat beklenmez.
Hele ki insan, yıllardır aynı çevrenin içindeyse…
Kimin neye ihtiyacı olduğunu artık bilmelidir.
Ama bazıları vardır; iş kendi kapısına gelince dünyanın en duyarlı insanıdır.
Başkasının kapısındaki eksikliği ise görmez.
Kendi işi için herkes koşsun ister.
Kendisi için kimse bir şey istemeden yapsın ister.
Ama sıra başkasına geldiğinde…
“Bana söylemediler.”
“Ben nereden bileyim?”
“İsteselerdi yapardım.”
İşte insanın kendisini ele verdiği cümleler bunlardır.
“İsteselerdi yapardım.”
Belki de asıl mesele tam burada.
Çünkü bazı şeyler istenmemelidir.
Bazı şeyler rica edilmemelidir.
Bazı şeyler hatırlatılmamalıdır.
İnsan, karşısındakinin ihtiyacını gördüğünde harekete geçmelidir.
Yoksa yapılan işin kıymeti azalır.
Çünkü iyilik, emirle yapılınca görev olur.
Gönülden yapılınca iyilik olur.
Şimdi bu yazıyı okuyan bazıları belki diyecek ki:
“Ben ne yaptım?”
Bazıları da belki içinden:
“Bana mı söylüyor?”
diyecek.
Kim bilir…
Belki de yazının en güzel tarafı budur.
Çünkü insanın üzerine alınması için isminin yazılmasına gerek yoktur.
Vicdan, adresi bulur.
Herkes kendi payına düşeni alır.
Kimisi “İyi ki yapmışım” der.
Kimisi “Keşke daha önce yapsaydım” der.
Kimisi de belki ilk kez kendi kendine şu soruyu sorar:
“Benden istenmesini mi bekledim, yoksa gerçekten ihtiyaç olduğunu görüp kendim mi yaptım?”
Cevap neyse, insanın aynası da odur.
Gölge Adam der ki:
Bir gün kimse sizden bir şey istemezse şaşırmayın.
Belki insanlar sizden beklentisini kaybetmiştir.
Bir gün kimse “Şunu yapar mısın?” demiyorsa, belki de mesele insanların unutması değildir.
Belki de siz, hatırlatılmadan yapmanız gerekenleri çok uzun zamandır hatırlatılmadan bırakıyorsunuzdur.
Ve unutmayın…
İnsan, yaptığı iyilikleri sayarak büyümez.
Yapması gerekenleri kimse söylemeden yapabildiği gün büyür.
O yüzden bugün herkes kendine bir baksın.
Çevresine değil.
Yanındakine değil.
Karşısındakine hiç değil.
Kendine…
Ve sadece şu soruyu sorsun:
“Ben gerçekten yapmam gerekeni yaptım mı?”
Eğer cevap “Hayır” ise…
Daha geç değil.
Çünkü bazı özürler söylenmeden önce yapılır.
Bazı gönüller konuşulmadan alınır.
Bazı işler istenmeden görülür.
Ve bazı insanlar…
“Keşke isteseydi de yapaydım” demek yerine,
“Keşke istemesini beklemeseydim” diyebilmelidir.
Gölge Adam’ın bugünkü sözü budur:
Adam olan söylenir.
Adam olandan istenir.
Ama adam gibi adam, söylenmesini beklemez.
Görür… anlar… ve yapar.
Gerisini herkes kendi üstüne alsın.









