Sevgili Okurlarım,
Bugünkü sohbetimizde yine sizlerle farklı konularda söyleşmeye devam etmek istiyorum.
Geçen yazımda İslam ülkelerinden bahsetmiştim.
Bizim ülkemiz öyle bir coğrafyada ki her tarafımız düşman dolu. Bir de buna içerideki düşmanları eklersek, vay halimize!
Atalarımız bu toprakları Kurtuluş Savaşı'nda kanlarıyla aldılar.
Savaşarak kazandık.
Kimsenin bir karış toprağında gözümüz yoktur.
Eğer bizim topraklarımızda gözü olan varsa, şunu bilmelidir ki kimseye verilecek bir karış toprağımız yoktur.
Canımızla, kanımızla aldığımız bu toprakları neden, başta Araplar olmak üzere, yabancılara satarız, onu da anlamış değilim.
Atalarımıza sordunuz mu toprak satarken?
Kanla alınan toprak para ile satılır mı?
Beni hep düşündüren bir mesele var: mülteci meselesi. Ben kendi düşüncelerimi söylemekte bir sakınca görmüyorum.
Mülteci meselesi, insanların duygularına dokundurulacak bir mesele değildir. Bana göre inançla bağdaştırılacak bir durum da değildir.
Hep şunu düşünürüm: Allah kimseyi vatansız bırakmasın. İnanın, bizim başımıza böyle bir durum gelse, bize kimse sahip çıkmaz. Bunu canı gönülden söylüyorum.
Etrafımız zaten cadı kazanı gibi kaynıyor.
Şu sözü daima benimsemişimdir: Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur.
Bakın, 2. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’yı kalkındıranlar, ilk giden vatandaşlarımızdır. Ama hâlâ ikinci sınıf insan muamelesi görürler. Almanlar bir türlü bizimkileri kabullenemediler.
Şimdi günümüzün kronik sorunu: mülteci meselesi. Suriye’de bir olay olur, biz ayağa kalkarız, "Eyvah, göçmenler bize gelirse."
Afganistan’da bir olay olur, "Eyvah, bize gelirlerse." Balkanlar’da bir olay olur, "Eyvah, bize gelirlerse." Yahu, biz toplama kampı mıyız?
Bakın bugün Trabzon’a, Karadeniz Bölgesi'ne Arap hayranlığı var.
Yazık değil mi o güzelim topraklara?
Atalarımız orayı Rumlardan Araplara veresiniz diye mi aldı?
Kimden izin aldınız da Araplara toprak satıyorsunuz?
Bunda bizim halkımızın hiç mi suçu yok?
Yazık değil mi, üç kuruş fazla para kazanacağım diye kanla alınan toprakları para ile satıyoruz.
Suriyeliler, Iraklılar, şimdi de Ruslar ve Ukraynalılar...
Bunun dinle ne alakası var, Allah aşkına?
Şimdi biz onlara sahip çıkmayınca dinimizden mi olacağız?
Tarih boyunca mazluma sahip çıkmış bir Osmanlı torunuyuz biz.
Müslüman bir Türk ülkesiyiz.
Bu ülkede öyle vatandaşlar var ki, yeri geldiğinde mazlumuna göğsünü gerer, kapısını açar.
Türk insanından hain çıkmaz.
Bir söz vardır: "Eve ihtiyaç olan camiye haramdır." Yani senin çoluk çocuğuna, ailene ihtiyaç varsa, önce senin kullanacaksın.
Biz öncelikle kendi insanımızın sorunlarını halledelim, tabii ki daha sonra bize el açanı geri çevirmeyiz.
Ama benim topraklarıma gelip lüks arabalara binenler, Atakum sahilinde parasıyla caka satan Iraklıları gördükçe kanıma dokunuyor.
Kendi memleketini satan adam, bizim memleketimizin başına bir hal gelse sahip çıkar mı, sorarım sizlere.
Bizim insanımız hiçbir zaman sığınmacı olmadı, aksine gittiği her yere huzur getirdi, barış getirdi.
Her gittiği yerde eserler bıraktı.
Küçük bir anekdotla yazımı sonlandırayım:
Yavuz Sultan Selim Han, tebdili kıyafet ile pazarı dolaşmaya çıkar. Bir kuş satıcısının önünden geçerken dikkatini bir şey çeker.
İki kekliği 10 altına satan satıcı, bir kekliğe ise 10 altın istemektedir.
Yavuz Han sorar: "Bu kuşu diğerlerinden ayıran özellik nedir ki bunun bir tanesine 10 altın istersin?"
Satıcı, "Bu kuşun sesi çok güzel. Öyle güzel ötüyor ki, diğer kuşları da başına topluyor. Böylece ben de hepsini yakalıyorum," der.
Yavuz Han hiddetlenir ve kuşu 10 altın karşılığında satıcıdan alır, hemen oracıkta kafasını koparır.
Dükkân sahibi ve etraftakiler bu duruma bir anlam veremez. Neden böyle bir şey yaptığını sorarlar.
Yavuz Sultan Selim Han, "Kendi ırkına hainlik edenin hemen oracıkta başını koparacaksın," diyerek ders niteliğinde bir söz söyler.
Ne mutlu Türk'üm diyene!
Kalın sağlıcakla dostlar...












