Sevgili Okurlarım,
Bugünkü sohbetimizde yine farklı konulara değinmek istiyorum. Ele alacağım konuları kafama göre seçmiyorum; bu konular ya bir sohbette karşıma çıkıyor ya da günlük yaşamımızın bir parçası oluyor.
Geçenlerde bir televizyon programı izliyordum. İki ilahiyat profesörü hararetli bir tartışmaya girmişti.
Ben de dikkat kesildim ve onları dinlemeye başladım.
Tartıştıkları konuyu duyunca, kendi kendime "Allah’ım, uğraştığımız şeylere bakın!" dedim. Konu kandil geceleri hakkındaydı.
Profesörlerden biri, kandil gecelerinin dinimizde yeri olmadığını, bunların hurafe olduğunu söylüyordu. Diğeri ise tam tersini savunuyordu.
Üç aylar yaklaşırken, her akşam bir kanalda televizyon programları yapılmaya başlanacak ve milletin kafası yine allak bullak edilecek.
Anlamadığım şey, dokuz ay boyunca sesi çıkmayan bazı ilahiyatçılar, neden üç aylar yaklaşınca birden aslan kesiliyor?
Neden toplumun kafasını mikser karıştırıyorsunuz?
Efendim, şimdi soruyorum: Kandil gecelerini insanlar kutlasa kime ne zararı var?
Büyükler torunlarını, anne-babalar evlatlarını alıp camiye gidiyor.
Hayırseverler kandil simidi dağıtıyor.
Camilerde öyle güzel bir atmosfer var ki, bu atmosferin yaşanması lazım.
Bunu göremeyenler ne kaybediyor, farkında değiller.
Bir gecede olsun, insanlar bu güzelliği yaşasa, kime ne zararı var?
Bunun neresi hurafe, Allah aşkına?
Başka konuşacak, tartışacak konu mu yok?
Çocukluk yıllarımızda hocalarımız sürekli cehennemden bahsederdi.
Ama ben hiç cennetin güzelliklerinden bahseden birini duymadım.
Oysa cennetin çok güzellikleri var. Çocuklar bir yaramazlık yaptığında, “Öyle yapma, Allah seni yakar” denilirdi.
Allah niye yaksın?
Böyle bir korkutma olur mu?
Allah’ın merhameti öyle geniş ki, neden çocuklarımızı bu tür sözlerle korkutuyoruz?
Bu konuda anlatılan bir kıssa var: Bir adam cehenneme gider, bakar ki cehennemde ateş yok.
Şaşırır ve “Bize hep cehennemi ateşler ve lavlarla dolu bir yer olarak anlattılar,” der. Oradaki görevlilere bunun sebebini sorar.
Görevliler de ona, “Buraya gelen insanlar, ateşini de odununu da kendileri dünyadan getirirler,” derler.
Yani günah işlediysen, cehenneme ateşinle gelirsin.
Bugün yine gözüm bir habere takıldı, çok üzüldüm.
Samsun’da genç bir üniversite öğrencisi canına kıymış.
Mezun bir öğrencinin iş mülakatından dolayı bu kararı aldığı söyleniyor. Bu adli bir mesele, orasında değilim.
Ama eğer bu gencimize haksızlık yapıldıysa ve liyakat meselesi yine boş çıktıysa, bir gencimizi daha hayalleriyle birlikte yok ettik demektir.
İnsanlar bazen söyleyemediklerini, kendilerine dert olan şeyleri yazarak rahatlarlar. Sanırım ben de onlardan biriyim.
Fikir ve düşüncelerine çok değer verdiğim muhterem Emel Şen ablamın elinde bir yazı gördüm. Bu yazı hoşuma gitti ve sizlerle paylaşarak yazımı sonlandırmak istiyorum:
"Menfaat yolunda ilerlemeye çalışan herkesin elbet ayağı kendi ihanetine değecektir. Bazı şeylerin zamanı ve acelesi yoktur."
Sevgili kardeşim Murat'a da sesleniyorum: Toplumun yararına olan her şeyde yazmaya devam edeceğim.
Diyorum ki:
Kırmızısına, beyazına
Salıpazarı ile Ayvacık’a
Kurban olurum güzel ilim Samsunuma.
Ne mutlu Türk'üm diyene!
Kalın sağlıcakla dostlar.












