Sevgili Okurlarım,
Bugünkü sohbetimizde yine farklı konulara değinmek istiyorum.
Güzel şehrin güzel insanları olarak el birliğiyle şehrimizi ne hale getirdik, farkında mısınız?
Şehir adeta yaşanmaz hale geldi ve bunda hepimizin suçu var. Yöneticiler, iş insanları, gazeteciler, siyasiler ve üniversiteler dahil, birçok paydaşla birlikte ilimizi bu hale getirdik.
Eskiden Samsun, en mutlu şehirler sıralamasında üst sıralarda yer alırdı. Çocukluk ve gençlik yıllarımda hatırlıyorum, Samsun bambaşka bir şehir görünümündeydi.
Ulaşımı, çarşısı, insanlarıyla adeta bir efsane şehirdi. Şimdi ise bakıyorsunuz, gece sokağa çıkmak bile zor.
Trafik, gürültü ve her tarafı dolduran binalar… Yazık değil mi? Bu bina çılgınlığı nedir Allah aşkına? Güzelim ağaçlar yok ediliyor, yerlerine koca koca binalar dikiliyor.
Samsun merkezde zaten yaşanacak yer kalmadı. Atakum da artık tıkanmış durumda. Şimdi ise Dereköy ve Taflan tarafında dağ tepe ev yapılıyor.
Üniversite tarafına çıktım, karşı köy İncesu ne hale gelmiş! Villalarla dolmuş ve ne kadar çirkin bir görüntü oluşmuş.
Bu doymazlık nedir böyle? Allah aşkına! Başını sokacak bir evin olsa, sağlığın yerinde olsa, çoluk çocuğun yanında olsa, insan daha ne ister? Bu betonlaşma ve lüks çılgınlığı neden?
El birliğiyle mahvettik şehrimizi.
Peki, buna izin verenlerin hiç mi suçu yok?
Bu çarpık yapılaşmaya nasıl izin veriyorlar?
Bu rant nasıl duracak, sorarım sizlere?
Binalar yükseliyor, şehirde bir keşmekeşlik almış başını gidiyor.
Gün geçmiyor ki güzel şehrimde bir intihar veya başka bir olay yaşanmasın.
Nedir bu? Neden insanlar mutlu değiller?
Neden gençler huzuru ve mutluluğu başka yerlerde arıyor?
Yapmayın efendiler, Allah bunun hesabını soracak!
"Nil Nehri kıyısında bir kurt bir kuzuyu kaparsa, Allah bunun hesabını benden sormaz mı?" diyen adalet timsali Hazreti Ömer’in adaletini ne zaman uygulayacağız?
Neden söylenen sözler hep askıda kalıyor?
Bence artık icraat zamanı! Kimin üzerine hangi vazife düşüyorsa yapmak zorunda. Ben inanıyorum ki hesap sahibi, bunun hesabını er geç soracaktır. İşte o çetin güne hazır olalım.
Bakın, insanlar adalet duygusunu yitirirse veya kendi adaletini kendisi sağlamaya çalışırsa, toplumda kaos başlar.
En çok üzüldüğüm konulardan biri de, toplumu aylarca meşgul eden iki tane şarlatan kız kardeş ve Polatların olayıdır.
Yıllarca televizyona çıkıp insanları kandırıp şebeklik yaptılar. Bunları televizyona çıkaranlar nerede?
Reklam yaptırıp milyarlarca para dökenler nerede? Bunlara izin veren idareciler nerede?
Hiç mi suçları yok?
Yapanın yanına kâr kalacak şekilde birkaç ay yat, çık ve keyfine bak! Bu nasıl bir adalet?
Sabah haberlerini izliyorum. 12 bebek göz göre göre ölüme mi gönderilmiş? Ardından 25 kişi gözaltına alınıyor ve tutuklamalar başlıyor.
Bu basit bir olay değil Allah aşkına! Eğer bunlar da birkaç ay yatıp çıkacaklarsa, vay halimize! O zaman herkes kendi göbeğini kendisi kessin.
Daha çok Narinler’in ve Sıla bebeklerin arkasından ah vah eder, unutur gideriz. Ama ilahi adalet işte, o günü bekleyin.
Giderken bir reklam panosunda bir ilan gördüm ve çok üzüldüm. Başında "T.C." yazan bir devlet bankasının kart reklamıydı.
Reklam yüzü, dünyaca ünlü bir futbolcu…
Allah aşkına, kimin parasını kime veriyorsunuz?
Asgari ücretliden, dul ve yetimden keseceksiniz, sonra böyle lüks reklamlara para harcayacaksınız!
Bu ne aymazlık?
Bakın, toplumun her kesimi kendini düzeltmeden ülke düzelmez. Osmanlı zamanında ecdadımız her yere adalet ve insanlık getirmiştir.
Topraklarımız büyümüştür. Ne zaman ki liyakatsizlik baş göstermiş, işte o zaman erime başlamışız.
Topluma bakın, hiçbir şey umurumuzda değil. Herkesin elinde bir telefon, dünya umurumuzda değil.
Adeta telefonla hayat arasına sıkışmışız. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyoruz. Ama yılan ne zaman bizi ısıracak, belli değil.
Bizler, "Vallahi, sağ elime güneşi, sol elime ayı verseler, ben bu davamdan vazgeçmem" diyen bir Rasul’ün ümmetiyiz.
Bize ne oluyor ki?
Ona şan, şöhret, makam, mal, mülk vermişler de davasından vazgeçmemiş.
Biz ne yapıyoruz?
Üç kuruş kazanacağım diye insanların, çocukların hayatıyla oynuyoruz. İnsanlıktan çıkıyoruz.
İnsanları kandırıp üç kuruş fazla kazanacağım diye hile yapanlar, bu dünyada görmesek de ahirette ilahi adaletten kaçamayacaklar.
Orada torpil de yok! Bu dünyada temizlik işçisini bile torpille alanlara duyurulur!
Toplumun yararına olan her şeyde yazmaya devam edeceğim.
Diyorum ki: Kırmızısına, beyazına
Tekkeköy ile Çarşamba’sına
Kurban olurum güzel ilim Samsunuma.
Ne mutlu Türk'üm diyene!
Kalın sağlıcakla dostlar.












