Sevgili Okurlarım,
Bugünkü sohbetimizde yine sizlerle farklı konular üzerine konuşmaya devam etmek istiyorum.
Hayat pahalılığına bir çözüm bulunmalı.
Market fiyatları adeta ateş pahası, sürekli artıyor.
Vatandaşın en büyük derdi bu.
Büyüme rakamları güzel ama halkın gözü büyümede değil.
İnsanları dinlemek lazım. Zincir marketler ise adeta şımarmış durumda. Hatırlayın, bir tanesinin CEO’su pandemi döneminde çıkıp, "Biz bir hafta gıda tedariki sağlamasak toplum aç kalır, kaos olur," demişti.
Ne büyük bir densizlik!
Sen kimsin ki insanları rızıkla korkutuyorsun?
Rızkı veren Allah'tır, sen kim oluyorsun?
Merak ediyorum, acaba halk bir hafta sizden alışveriş yapmasa sizin durumunuz ne olur? Ah, halkımız bir birlik olsa da size bir ders verse ne güzel olurdu.
O zaman bakın, indirimler nasıl geliyor!
Ben anladım ki, bu marketlere ne kadar ceza yazarsanız yazın, onlar bu cezaları yine bizlerden çıkarıyorlar.
Demek ki yine her şey bizde bitiyor.
Toplum isterse, hayat pahalılığını da dizginleyebilir gibi geliyor bana.
Hafta sonu pazara gittim.
izim pazarlar yine aynı, pahalı.
Malzeme kalitesiz, vatandaşa çürük mal satılıyor.
Orada bir pazarcı esnafı bağırıyordu: "Limonun torbası 20 lira!" Peşinden ekliyor: "Geçen hafta 80 liraya alıyordunuz, bu hafta 20 lira, niye almıyorsunuz?" diye vatandaşa sitem ediyor.
Şimdi ona sormazlar mı?
20 liraya satarken de kar yapıyordun, 80 liraya satarken de.
Yazık değil mi bu vatandaşa?
Anlamadığım bir şey de, hiç kimsenin buna aldırış etmemesi, sanki hayatımızdan memnun gibiyiz.
O zaman pahalılıktan şikayet etmeyelim ya da bir şeyler söyleyelim bu tip satıcılara.
Bazı esnafların camlarında, “Haksızlığa – zulme karşı susan dilsiz şeytandır,” yazılarını görüyorum.
Bu yazılar Filistin için yazılmış.
Çok güzel, sonuna kadar katılıyorum ama dükkana girince aynı şefkati benim vatandaşım göremiyor.
Neden sen fiyatlarla oynuyorsun, vatandaşa fahiş fiyatla mal satıyorsun?
Eleştirmeye kalktığında ise sana bir sürü laf saydırıyorlar.
E hani nerede kaldı o sözler? Kendin haksız kazanç sağladığında, müşterinin susmasını bekliyorsun.
Haberleri izliyorum.
Gaziantep’te bir baba, dört çocuğunu, eşini ve kendini öldürüyor.
Çok acı bir durum.
Valilik açıklama yapıyor: "Babanın bipolar rahatsızlığı vardı, olay ondan kaynaklandı." Bitti.
Beş hayat gitti, bu kadar basit mi?
Hiç mi araştırılmayacak, insan hayatı bu kadar mı ucuz?
O zavallı küçücük bedenler bunu hak ediyor mu, sormamız gerekmiyor mu?
O şehrin idarecilerinin hiç mi vebali yok?
Bu kadar basit mi, babanın hastalığına sığınıp bu işten sıyrılmak?
Üst üste bu tür elim olaylar geliyor.
İstanbul’da iki genç kızın katledilmesi, Bursa’da yaşanan aile faciası ve daha sayabileceğim birçok olay.
Bu olayları basit sebeplerle geçiştirmek bu kadar kolay mı?
Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yaparken bir askerimiz kendini vurdu ve vefat etti. Olay yerine savcı geldi, inceleme yapıyor. Birlik komutanları, bölükte görevli rütbeliler, olay hakkında bilgi ve belgeleri sunuyor. Askerin defalarca revire çıktığından ve hastaneye sevk edildiğinden bahsediyorlar. Kısacası, kendilerine bir şey gelmesin diye her türlü yazışma ve kaydı sunuyorlar. Askeri savcının şu sözü çok hoşuma gitti: “Ya beyler, siz neden bahsediyorsunuz? Burada 20 yaşında gencecik bir vatan evladı, bir hayat gitmiş. Biz onu kurtaramamışız, şimdi herkes kendini kurtarma peşinde. Biz bu durumu anneye babaya nasıl izah edeceğiz? Biz size oğlunuzu böyle mi teslim ettik derlerse ne cevap vereceğiz? Onu düşünün.”
Kadın cinayetleri almış başını gidiyor. Daha masum kadınlarımızı koruyamıyoruz. “Bizi koruyun, ölünce mi sahip çıkacaksınız?” diyen kadınlarımıza sahip çıkamıyoruz. Ne konuşalım ki?
Milli takımımıza İzlanda karşısında başarılar diliyorum.
Kalın sağlıcakla.
Toplumun yararına olan her şeyde yazmaya devam edeceğim.
Diyorum ki:
Kırmızısına, beyazına
Terme ile Salıpazarı'na
Kurban olurum güzel ilim Samsun'uma.
Ne mutlu Türk'üm diyene!
Kalın sağlıcakla dostlar.












