Sevgili Okurlarım,
Bugünkü sohbetimizde yine sizlerle farklı konularda söyleşmeye devam etmek istiyorum.
Güzel şehrin güzel insanları, uzun zamandır yazmayı düşündüğüm toplu taşıma araçlarıyla ilgili birkaç şey paylaşmak istiyorum.
Duraklarda minibüs ya da dolmuş beklerken gelmeyen araçlar ve üç kuruş fazla para kazanacağım diye insan hayatını hiçe sayan şoförler...
Sabahları ya da akşam üzeri TOKİ dolmuşlarına binerim, evime yakın olduğu için.
Geçen akşam yine minibüse bindim. Minibüs garajdan kalkacak, ancak simsar bir türlü dolmuşu salmıyor.
Oysa Cumhuriyet Meydanı'nda bir sürü bekleyen insan var. Neyse, hareket ediyoruz. Meydana kadar yine yolcu almaya devam ediyor.
Meydana vardığımızda sırada bekleyen insanlar boş koltuk beklerken ayakta kalıyorlar. Minibüs hareket ediyor, ibreye bakıyorum, hız 20-30 km'yi geçmiyor.
Arabada yolcu olmasa anlarım, ama dolu araçla bu kadar yavaş gitmek anlaşılır gibi değil.
Hele ki şu sıcak yaz günlerinde klimaların açılmaması, insanların üst üste istiflenmiş gibi olması çok can sıkıcı, ancak şoför hala 20-30 km hızda gidiyor.
Allah aşkına, bu insanlara yazık değil mi? İnsanlar işten çıkmış, evlerine gidip yapmaları gereken işleri var.
Üç kuruş fazla kazanacağım diye diğer araçla mesafe kollamak nedir?
Bütün trafik ışıklarına takılıyoruz.
Bir de trafik ışıklarından şikayet etmez mi?
Özrü kabahatinden büyük...
Ama insanlarımız da bu duruma alışmış gibi.
Zaman zaman tepki gösterenler olsa da genelde sessizlik hakim. Şoförün de umurunda değil zaten.
Bir keresinde dolmuştaki herkes mırıldanıyordu, ben de yüksek sesle şikayetimi dile getirdim.
Şoför, umursamaz bir tavırla bana dönüp "İşine gelmiyorsa binme," demez mi! Yanımdakilerden bir tepki gelir diye bekledim, ama kimseden tek bir söz çıkmadı.
O an karar verdim, bir daha böyle "ucuz kahramanlıklar" yapmamaya.
Bu bana bir fıkrayı hatırlattı.
Timur, savaşta kullanmak için ordusuna filler aldırmış ve bu fillerin bakımı için her köye iki fil göndermiş.
Nasreddin Hoca’nın köyüne de iki fil yollamış.
Ama zaman geçtikçe filler köyde ne var ne yok talan etmeye başlamış, köylüler kıtlıkla karşı karşıya kalacaklarını düşünerek Hoca’dan yardım istemişler.
Durumu Hoca’ya anlatmışlar, Hoca da "Aranızda bir heyet oluşturun, beraber Timur’un karşısına çıkalım," demiş.
Heyet kurulmuş, Hoca başta olmak üzere yola koyulmuşlar. Tam Timur’un huzuruna çıkacaklar ki Hoca bir bakmış arkasında kimse yok!
Hoca tek başına Timur’un karşısına çıkmış.
Timur Hoca’yı saygıyla karşılamış ve isteğini sormuş.
Hoca da "Padişahım, bize iki fil gönderdiniz ya, bizim köylü onlardan çok memnun kaldı. Ben de iki fil daha istemeye geldim," demiş.
Allah aşkına, üniversite minibüslerine bakın, tıklım tıklım!
Yazık değil mi bu gençlere?
Bu şehirde denetleme mekanizması yok mu, sormak isterim.
Gelişigüzel yapılan denetimlerin ne kadar etkili olduğu tartışılır.
Bu milletin huzuru ve refahı için çalışan, hakkıyla kazanan insanlara yürekten teşekkür ediyorum.
Allah onlardan razı olsun.
Ama üç kuruş fazla kazanacağım diye toplumun sağlığıyla oynayan, insanları aşağılayanlara da yazıklar olsun.
Sürekli başkalarını eleştiririz, ama zarar bize dokununca basarız feryadı.
Evet dostlar, ucuz kahramanlığa gerek yok.
Bir söz vardır ya, "Bu ülkede namuslular da namussuzlar kadar ses çıkarabilse, çok güzel işler olurdu."
Toplumun yararına olan her konuda yazmaya devam edeceğim.
Diyorum ki:
Kırmızısına, beyazına,
Canik’ine, Atakum’una,
Kurban olurum güzel ilim Samsun’um.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
Kalın sağlıcakla dostlar.












