Merhaba kıymetli okuyucularım,
Anılarım ile yakın çevremdeki insanlarla yapmış olduğum geçmiş zamana ait ilginç sohbetler ve “önce insanı, sonra toplumu üretim için var etmeyi ve düşündürmeye nasıl geçeriz” konularını işleyeceğim.
Her yöre, kendine has konuşma ve yaşam tarzı ile o yöreye ait sözler barındırır.
Bunlarla ilgili anılarımı ve yakın çevremdeki insanlarla yapmış olduğum geçmiş zaman sohbetlerini,
Önce insanı, sonra toplumu üretim için var etmeyi ve düşündürmeye nasıl geçeriz, birlikte değerlendirelim.
Buyurun, birlikte okuyalım;
Yıl 1981 idi. Rahmetli babam esnaftı, tuhafiye işiyle uğraşırdı. Ara sıra ilçenin köylerine gider, orada sergi açardık.
Bir akşam yemekte, o evin ileri geleni “Öküzüm, hadi yesene” dedi. Ben de “Ne diyor bu?” dedim. Babam bana o zaman şunu söyledi:
“Bu köyde delikanlılara, daha doğrusu erkek çocuklarına, güçlü ve ailenin devamı olarak gördükleri için bu sözü söylerlermiş.”
Daha sonra başka bir köyde, doğan kızları başlık parası alacaklarından dolayı “Maşallah, iyi para eder.” derlerdi. Fizikleri ve konumlarına göre bu şekilde konuşulurdu.
Bu ve bunun gibi nedenlerden dolayı biz hep toplumdaki insanlara, ülkenin geleceğinden çok, o ev hanesi ve geniş aile mantığıyla baktık. Ya toprağımıza toprak katmak ya da köyün ağası olma derdindeydik.
Bazı ailelerin büyükleri, gelinlerine “Sana ne kadar para saydım, haydi çalış, bu parayı çıkarmamız gerekir.” derdi.
Köyde büyüyen çocuklarımız vardı. O zamanlar köylerde ilkokul bulunurdu. İlkokulu bitirdin mi okuma işi tamamdı. Kızlarımız ise cahil olan ailelerimiz ve köyün ileri gelenleri tarafından “Kız çocuğu okumaz, günah.” denilerek engellenirdi.
“Nereden nereye” demeden önce, ilçede okuyanlar imkânlara göre en fazla lise; illerde ise üniversite olduğu için onlar biraz daha şanslıydı.
Bizler o zamanlar “Babamızın işini nasıl büyütürüz?” düşüncesindeydik. Şimdiki gibi “Kısa yoldan nasıl emeksiz köşeyi döneriz, birilerinin sırtından geçiniriz.” demezdik.
O günden bugüne geldik. Eldekilerle, evdekilerin toplumdan önce kendine, sonra ailesine, çevresine ve en sonunda ülkesine nasıl fayda sağlayabileceğini düşünmek ve düşündürmek zorundayız.
Sonuç olarak;
Düşündürebilmek, gelecek için üretilecek ürünün ana kapısıdır. (Kazım İLHAN)
Toplumun ve ailenin en büyük ilacı doğru iletişimdir. (Kazım İLHAN)
Birlikte siz, biz demeden, sıcak, sevecen ve mutlu birlikteliklerin bir arada olduğu, sağlıklı ve neşeli yarınlar dilerim.
Hoşça kalın.











