Kıymetli okuyucularım;
Bir zamanlar cenaze evine yemek götürmek, komşuluğun sessiz bir merhametiydi.
Şimdi cenaze evleri yemek dağıtıyor; belediyeler bu işi üstleniyor.
Merhamet, kalpten sofraya taşınırken sessizdi.
Bugün ise merhamet, ses sistemleriyle duyuruluyor, kameralarla kaydediliyor.
Camların ardında bir başka hayat var:
Televizyon camı, bilgisayar camı, telefon camı…
Her evde birer pencere açılıyor ama bu pencereden görünen manzara çoğu zaman sahte.
Kolay para kazanmak, tehdit etmek, ahlaksızlığı normalleştirmek…
Toplumun gerçek değerleri değil, yozlaşmış örnekleri parlatılıyor.
Oysa her insanın bir metrekarelik özgürlük alanı vardır.
Oraya kadar özgürsün.
Ama o alanı aşıp yanlış hareketlere bulaştığında,
adaletin terazisinde acıma değil, adalet vardır.
Bugün bir tarafta “iyilik” adı altında gösteriş,
bir tarafta “reyting” uğruna yozlaşmış diziler…
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.
Unutulan Dertleşme Dili
Belki de asıl açlık midede değil; kalpte, ruhta.
Bir kapı çalıp “Nasılsın komşum?” diyebilmek,
Birinin derdine “Derdin derdimdir” diyebilmek,
İşte asıl insanlık budur.
Toplumun bazı duyarlı gönüllüleri, sivil oluşumlar, kanaat önderleri ve mahalle büyükleri;
“Komşunu hatırla”,
“Sohbet kapıyı açar”,
“Derdin derdimdir” gibi samimi girişimlerle
Bize unuttuğumuz bir değeri yeniden hatırlatıyor:
Dertleşmeyi, anlamayı, omuz vermeyi.
Çünkü bazen bir insanın açlığı karnında değil; yalnızlığındadır.
Ve bazen bir toplumun açlığı sofralarda değil; sohbetlerdedir.
Sonuç olarak;
“Açlık sadece ekmeksizdik değildir.
Merhametsizliktir, sessiz kalmaktır.
İnsan olmak, birinin derdine ortak olabilmektir.”
Not: Bu köşe yazısı, duayen bir gazetecimizin kaleme aldığı anlamlı bir yazıdan esinlenilerek hazırlanmıştır. İçerik tamamen Kazım İlhan tarafından özgün şekilde yeniden kaleme alınmıştır.
Yarınlara tebessümle ve farkındalıkla başlayabilmek dileğiyle…
Sağlıklı, mutlu, neşeli günler dilerim.
Kazım İLHAN
Sosyolog ve Aile Danışmanı












