Kıymetli okuyucularım,
Her insanın bir hayatı vardır. Kimi o hayatı sorgular, yön verir; kimi de “belki bu kez talih döner” diyerek şansa, oyuna, umuda sarılır. Ama bazen, pirince giderken evdeki bulgurdan da olunur. Hayat, adalet terazisini şaşırdığında, emek değersizleştiğinde, umutlar da kumar masasına sürülür.
Kıbrıs’ta görevdeyken bir avukat arkadaşım vardı. Orada bir şef bana şöyle demişti:
“Senin elinde ok var, adamın elinde makinalı tüfek. Sen bir atarken o on atar. Kazanma şansın yok.”
İşte bu cümle, bugünün toplumunu anlatıyor. Emeğiyle, alın teriyle bir yerlere gelmeye çalışan insanın karşısında, sistemin silahlanmış adaletsizliği duruyor.
Bugün toplumun bir kesimi, “ya tutarsa” diyerek şans oyunlarına, kolay yoldan zengin olma hayaline sarılıyor. Çünkü emekle kazanmak, liyakatle yükselmek neredeyse imkânsız hale geldi. Gençler masa başı iş hayali kuruyor, yaşlılar “bu yaşta iş mi bulacağız” diye iç çekiyor. Oysa iş var ama ya asgari ücretle ya da part-time. Bir de o işleri beğenmeyenler var; çünkü okullarda yüksekten uçan hayallerle mezun ediliyorlar. Sonra ne oluyor? Ne iş var ne umut.
Ben de yaşadım. Yeni mezun bir genç, daha işe başlamadan araba, ofis, konfor istiyor. Ben ondan iş istiyorum, o benden tecrübe. Beğenmemezlik diz boyu. Peki suç kimde? O gençte mi, yoksa ona bu hayatı böyle anlatanlarda mı?
Emekli bir amca diyor ki:
“Aldığım maaşla geçinemiyorum. Tek maaşla yaşamak mümkün değil. Evde en az iki kişi çalışmalı ki biraz nefes alalım.”
Bu söz, sadece bir bireyin değil, bir toplumun feryadıdır.
Bugün “Senler” kazanıyor, “bizler” bakıyoruz.
Ve bu ayrımın adı sadece ekonomik değil; aynı zamanda vicdani bir uçurum.
Bu uçurumun adı: Adaletsizlik.
Adaletli bir yönetim, sadece yasa koymakla değil; o yasayı vicdanla uygulamakla mümkündür.
Emeğin karşılığını vermeyen, liyakati değil torpili ödüllendiren, yaşlısını unutan, gencini oyalayan bir sistemde
huzur olur mu?
Bu yazı bir sitem değil, bir sorgudur.
Çünkü yazmasan vicdan susmaz, yazsan belki bir kıvılcım olur.
Ey düşünenler, hissedenler, karar verenler!
Bu düzenin neresindeyiz?
“Senler” kazanırken, “bizler” neden sadece bakıyoruz?
Bir emeğin hikâyesi bu:
Kazanmak mı, katlanmak mı? Yoksa artık sorgulamak mı?
İnsanı insana hatırlatmakla olur
Yarınlara tebessümle ve farkındalıkla başlayabilmek dileğiyle… Sağlıklı, mutlu, neşeli günler dilerim.
Kazım İLHAN
Sosyolog ve Aile Danışmanı












