Ne diyordu Hazret: “Ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur… Can da inci de, mercan da.”
Belediye de böyledir. Ehline denk gelmezse… Kasası da ziyan olur, arazisi de aracı da, arşivi de…
Bir bakmışsın, borçla heykel dikilmiş. Bir bakmışsın, müzikli açılışlarla halkın aklı oyalanmış.
Kasa boş. Ama afişler dolu. Vatandaş zamla boğuşurken, belediyenin lansman gideri milyonları bulmuş.
Çünkü koltukta oturan, emaneti değil; gösterişi dert edinmiş.
Belediye Milletin Emanetidir
Belediye, makam değildir. Bir emanettir.
O koltuk, bir aile yadigârı değil; milletin sandıkla teslim ettiği ağır sorumluluktur.
Kendi malına nasıl özen gösteriyorsa biri, kamu malına da o şuurla yaklaşmalıdır.
Çünkü kamu malı; finansal değerin ötesinde, manevi bir sorumluluktur.
İsraf edilen her kuruş, milletin ortak cebinden çalınmış gibidir.
Bu anlayıştan yoksun bir yönetim, güveni de itibarı da, desteği de kendi eliyle tüketir.
Belediye; rantın, keyfiyetin, lüksün alanı değildir.
Orası, milletin alın teriyle dolan kutsal bir kasadır. Ve o kasanın anahtarı, sadece dürüst ellerde durmalıdır.
Yasa Hazır, Yöntem Belli. Ama Uygulayan Yok.
Türkiye’deki tüm belediyeler, aynı mevzuata tabidir.
Ama biri ayakta, biri batık.
Biri yatırım yapar, biri borçlarını bile konuşamaz.
Fark nerede?
Fark tabelada değil. Fark iradede.
Fark afişte değil, kasa dengesindedir.
Fark, koltuğu şov değil, emanet bilenlerdedir.
Ve bu farkı ortaya koyan, Samsun’da da örnekler vardır.
İlkadım Belediyesi, İhsan Kurnaz döneminde mali disiplin uygulayarak SGK ve vergi borçlarını yapılandırmış, belediye bütçesini yeniden dengeye taşımıştır.
Yine Canik Belediyesi’nde, yeni dönemde şeffaf maliye uygulamalarıyla gelir-gider tablosu halkla paylaşılmış; borç yönetimi dengeye oturtulmuştur.
Bu örnekler şunu gösteriyor: Aynı kanun, bambaşka sonuçlar doğurabilir. Yeter ki uygulayıcı ehil olsun.
Mali Ahlak Manifestosu
1. Taşınmaz, kamuya devredilir. Eşe-dosta değil. Kamu borcu varsa, SGK’ya devredersin, vergi dairesiyle takas edersin. Ama özel sektöre, yandaşa devredersen, şaibe doğar.
2. Gelir dijital olmalı. Başkan her sabah, kasasını anlık görmeli. Vergi, harç, kira; hepsi ekranda. Gelir-gider akışı dijital takip edilmeli.
3. Belediye şirketleri hesap verir olmalı. İştirakler, yakın çevre için maaş kapısı değil, halk için hizmet aracı olmalı. Yılda iki bağımsız denetim, zaten vicdanen şarttır.
4. İhaleler cam gibi şeffaf olmalı. Canlı yayın olur, ilân olur, herkesin gözü önünde olur. Kapalı kapılarda ihale yapılmaz.
5. Borçlanma plânla olur. Borç alınabilir. Ama göstermek için değil, üretmek için. Ve geri ödemesi şeffaf olmalı.
6. Bütçe önce vatandaşa dokunmalı. Afişten önce altyapı. Makamdan önce mazgal. Bütçenin %60’ı doğrudan halka dönmeli.
7. Mali tablo her ay halka açık olmalı. Gelir ne, gider ne? Halk bilecek. Güven şeffaflıkla başlar.
8. Tasarruf yönetim tarzı olmalı. Gösterişli lansmanlar değil, verimli sistemler. İletişim, yakıt, bakım giderleri hedefli yönetilmeli. Her müdürlük kendi israfını raporlamalı.
9. Liyakat, her aşamada esas alınmalı. İşe alımda da, görevde yükselmede de… Torpille değil, performansla ilerlenmeli.
10. Yerel yönetim, makro ekonomiyle uyumlu hareket etmeli. Faiz, enflasyon, yatırım dengesi merkezde neyse, belediyede de o dikkate alınmalı.
Millet Unutur Gibi Yapar, Ama… Sen Unutma
Belediye başkanlığı, vitrin değil, vicdan işidir.
Koltuk; hizmetin, hesabın, hassasiyetin buluştuğu yerdir.
Taşınmazı yandaşa devreden, belediyeyi rant alanına çeviren, ihaleyi keyfi yapan varsa…
Unutmasın: Millet bazen susar, amma velakin asla unutmaz.
Birikir. Bekler. Günü gelir, o sandık sadece tercihi değil, hesabı da yazar.
Ve o gün, kimin emanete sadık kaldığı ortaya çıkar.
Millet; emaneti koruyana dua eder. İsraf edene ise hesabı keser.
Son Söz
Kamu malı namustur.
Belediye kasası, milletin cebidir.
Taşınmazı, yetim hakkıdır.
Borç ise, emanettir.
Kimse, o emaneti babasının mülkü gibi görmesin.
Çünkü:
Ehline denk gelmeyen belediye, borçla terbiye olur.
Ehline denk gelen belediye, geleceğe güvenle yürür.
Ve ehil olmayan, milletin duasında barınamaz.