Merhaba Kıymetli Okuyucularım;
Aile, sosyologlar ve psikologlar başta olmak üzere bilim insanlarının ilgilendiği en önemli konuların başında gelir. Karı, koca ve çocuklardan oluşan aile, toplumun en küçük parçasıdır ve toplumun şekillenmesinde çok önemli işlevler üstlenir.
Toplumsal değişim süreçlerinden aile de etkilenmektedir. Modern endüstri toplumunda ailenin yapısında, işlevlerinde ve biçimlerinde farklılaşmalar meydana gelmiştir.
Aile içi ilişkilerin sağlıklı biçimde sürmesi, bireylerin aile çatısı altında kendilerini mutlu hissetmeleri hem birey hem de toplum açısından kritik önemdedir. Ancak, gerek bireysel gerekse sosyal hayattan kaynaklı bazı problemler, çatışmalar ve şiddet ortamları yaşanabilmektedir.
İnsan sosyal bir varlıktır; ilişkiler yaşar ve beklentilerin karşılanmaması ya da engellenmeler çatışmalara yol açabilir. Çocukluk yıllarında edinilen tecrübeler kalıcı izler bırakır. Bu izler, bireyin ileriki yaşamında davranışlarını ve konumlandırışını etkiler.
Bilindiği gibi çocuk, kişiler arası ilişkileri ebeveynlerini gözlemleyerek öğrenir. Eğer ebeveynler çatışma sırasında saldırganca ve düşmanca tavırlar sergiliyorsa, çocuk da saldırganlığın sorun çözmede uygun yol olduğunu öğrenir ve böylece çatışmalı ortamlarda yaşıtlarına saldırganca davranabilir.
Aile içi şiddet, yaygın olduğu hâlde çoğu zaman gizli kalan toplumsal bir olgudur. Fiziksel şiddet ortaya çıktığında fark edilse de, diğer şiddet türleri çoğunlukla görünmez kalır. Bu nedenle, farkındalık yaratacak konferans, panel, sempozyum ve aile okulu gibi uygulamalar, şiddetin önlenmesinde kritik rol oynar.
Ülkemizde ekranlarda yer alan “evlilik programları”, “kadın programları”, şiddet içerikli diziler ve yarışma programları, bireylerin marjinal hayat tarzlarını model almasına ve normalmiş gibi kanıksamasına neden olabilmektedir. Bu durum, evlilik ve arkadaşlık sitelerinden yuva kurmaya çalışan bireylerin sayısının artmasına, ancak birçok evliliğin başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açmaktadır.
Aile üyeleri, duygu ve düşüncelerini açıkça aktarabilecekleri demokratik bir ortam oluşturmalıdır. Baskıcı veya otoriter bir ortamda bireyler gerçek duygularını gizler, sorunları yok sayar ve anlaşmazlıklar büyür. Sorunların rahatça ifade edilebildiği bir ortam sağlanırsa, bireyler çatışmaları büyümeden çözebilir ve sağlıklı ilişkiler geliştirebilir.
Günümüzde çekirdek ailelerin yaygınlaşması, kadınların eğitim ve kariyer fırsatları, çocuk bakımında birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Profesyonel bakıcılara bırakılan çocuklarda olumsuz davranışlar gözlemlenebilmektedir. Aile yakınlarının da her zaman yardım edememesi, bazı ailelerin çocuk sahibi olmada kararsızlık yaşamasına neden olmaktadır. Bu durum, tek çocuklu aile sayısını etkileyen önemli bir faktördür.
Sonuç olarak: Aile içi çatışmalar yaşansa bile bireyler, kendilerini ait oldukları ailenin bir parçası olarak görüyorsa, unutulmamalıdır ki kazanan yoktur, kaybeden ise aile olur.
Kaynakça: Bayer – ANTAKİYAT/Journal of Social and Theological Studies, 1(2), 2018, 215-234
Düşündürebilmek, gelecek için üretilecek ürünün ana kapısıdır. (Kazım İLHAN)
Toplumun ve ailenin en büyük ilacı doğru iletişimdir. (Kazım İLHAN)
Sizlerin düşünce ve duygularınız benim için önemli; paylaşımlarınızı bekliyorum.
Birlikte, “siz, biz” demeden, sıcak, sevecen ve mutlu birlikteliklerin bir arada olduğu sağlıklı ve neşeli yarınlar dilerim. Hoşça kalın.









