Tüm ticaret sektörleri temelde birbirine benzer. Şirketlerin çalışanları, tesisleri, ciroları, ithalat ve ihracat faaliyetleri vardır. Farklı olan ise pazardan ne kadar pay alabildikleridir. Ancak futbol sektörü diğerlerinden ayrılır. Çünkü burada çalışanlar futbolcu, hakem, antrenör gibi sahaya çıkan veya saha dışında görev yapan binlerce kişidir. Bu yönüyle futbol endüstrisi, doğrudan ya da dolaylı milyonlarca insanı ilgilendiren dev bir sektördür.
Bir şehirdeki futbol takımı; tekstilden turizme, hızlı tüketime, küçük esnafa kadar şehrin tüm ekonomik bileşenlerini etkiler. Futbol dışarıdan yalnızca bir oyun gibi görünse de aslında büyük bir sanayi kuruluşu gibi pek çok sektörü besleyen, harekete geçiren bir güçtür.
Ticaretin doğasında kazanç elde etmek vardır. Özellikle bir işletmenin sahibiysek zarar etmeyi asla istemeyiz. İşte Türk futbol kulüplerinin yıllardır içinde bulunduğu vahim tablonun temel sebebi de tam olarak budur: Dernek statüsünde olmalarıdır.
Düşünsenize, eğer kulüpler birer şirket olsaydı, sahipleri asla zarar etmeyi göze almazdı. Ancak bugün dernek yapısındaki kulüplerin neredeyse tamamı borç batağında. Alt liglerdeki kulüpler deplasman yolculuklarını bile finanse etmekte zorlanıyor. Bu sürdürülemez tabloyu değiştirmenin tek yolu var: Şirketleşmek. Dernek modeli sağlıklı bir yapı değil. Oysa şirketler kâr amacı güder. Şirketleşmiş bir kulüpte başarı zorunluluk olur; çünkü kâr da, gelir de ancak başarıyla mümkündür.
Bu noktada Yılport Samsunspor örneği büyük önem taşıyor. Samsunumuz için bu model büyük bir şans. Ve bu şansı Samsun’a kazandıran kişi Yüksel Yıldırım’dır. Samsunsporlular olarak ona teşekkür borçluyuz. Aksi halde hâlâ “küçük olsun bizim olsun” anlayışıyla 33 bin kişilik statta 2 bin seyirciyle maç yapmaya mahkûm kalırdık. Sonrası zaten malum...
Ben Yılport Samsunspor’un yarınlarının parlak ve başarılı olacağına gönülden inanıyorum. Çünkü Yüksel Yıldırım iş dünyasında bugüne kadar zarar ettiği hiçbir alan bırakmadı. Girdiği tüm sektörlerdeki başarıları bu inancımın en büyük dayanağıdır.
Günün sonunda şunu hep birlikte göreceğiz: Tüm Türk spor kulüpleri —şahıs ya da tüzel fark etmeksizin— bir gün şirketleşecek. Türk futbolunun kurtuluş reçetesi budur.
Sevgi ve saygılarımla.











