Bir çocuk…
Daha 12 yaşında.
Okuldan çıkıyor, arkadaşlarına güveniyor. Sonra boş bir arazide şiddetin ortasında kalıyor.
Üstelik hastalığını söylemesine, yardım istemesine rağmen…
Bir çocuğun “Hastayım” çığlığı, başka çocukların vicdanına ulaşmıyorsa neyi konuşmalıyız?
İstanbul Arnavutköy’de yaşandığı bildirilen bu olay, yalnızca bir çocuğun yaşadığı acı değildir.
Bu olay; ailelere, okullara, eğitimcilere ve hepimize yöneltilmiş bir sorudur:
Biz çocuklarımıza sadece dersleri mi öğretiyoruz, yoksa insan olmayı da öğretiyor muyuz?
Akran zorbalığı, “Çocuklar arasında olur” denilerek geçiştirilecek bir mesele değildir.
Çünkü bugün bir çocuğun gözyaşına gülen, yarın başka bir çocuğun acısına da duyarsız kalabilir.
Çocuklarımız şiddeti değil, sevgiyi; korkuyu değil, güveni; susmayı değil, birbirine sahip çıkmayı öğrenmeli.
Bir çocuğun hastalığıyla alay etmek, onu darbetmek, yaşadığı acıyı kayda almak…
Bunlar üzerinde düşünmemiz gereken davranışlardır.
Aileler çocuklarıyla konuşmalı. Okullar yalnızca ders başarısını değil, çocukların birbirine nasıl davrandığını da önemsemeli.
Ve biz yetişkinler, çocuklarımızın davranışlarında kendi sorumluluğumuzu da görebilmeliyiz.
Çünkü çocuklar yalnızca büyütülmez; örneklerle yetiştirilir.
Bir çocuğun çığlığı duyulmuyorsa, toplumun nefesi eksiliyor demektir.
Önce insan, sonra aile, sonra çevre…
Çocuklarımızın nefesi, yarının toplumunun nefesidir.
Kazım İLHAN
Sosyolog – Aile Danışmanı ve Yazar









